30 Kasım 2017 Perşembe

Şükufe Nihal (İnceleme)

Şükufe Nihal - Eleştirmen Adam

Bugün yeni bir karar aldım. İnceleme başlığı adı altında, önemli yazarlarımızı inceleyip hayatlarının bir kısmını yazacağım. Bu konseptin altında fazla tanındık yazarları ele almayacağım. Unutulmuş yazarları, elimden geldiğince gün yüzüne çıkartmaya çalışacağım. Umarım beğenirsiniz, çayınızı doldurun, arkanıza yaslanın ve keyifle okuyun. İyi okumalar.

Bu hafta inceleyeceğimiz yazarımız: ŞÜKUFE NİHAL BAŞAR

Yazarımız 1996’da İstanbul’un ilçesi Sarıyer’e bağlı YeniKöy’de doğmuştur.
Eğitim hayatına özel hocalardan ders alarak başlamıştır, çok da yetenekli bir öğrencidir.
İstanbul’un Darülfünun Edebiyat fakültesi mezunudur. Ayrıca “Darülfünun mezunu ilk kadın” unvanını almıştır.
Okuldan mezun olduğu yıl ilk şiir kitabı olan “Yıldızlar ve Gölgeler” kitabını çıkartmıştır.
 Şiir serveti-fünun etkisiyle aruz ölçüsüyle yazılmıştır.
Uzun bir süre “İstanbul Kız Lisesinde” öğretmenlik yapmıştır.
Mithat Sender ile birlikte “Mekteb-i Ümit” adında bir okul açmıştır ve burada eğitim vermiştir.
Şiir yazmaya başladığın da ilk zamanlar Tevfik Fikret’ten etkilenerek aruz ölçüsü ile şiirler yazmıştır, fakat ilerleyen zamanlarda Milli edebiyat ilkelerine uymuştur ve hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır.
o zamanın dergilerinden olan; Güneş, Varlık, Aydabir, Çınar altı, şadırvan gibi dergilerde şiirlerini yayınlamıştır, şiirlerinde lirizm ve kadınsı bir içtenlik vardır.
Şiirlerinin çoğunu hece vezni ile yazmıştır.
Milli uyanış hareketi içinde yer almıştır.
Ailesinde ki insanlar değerli insanlardır; babası V.Murat’ın baş hekimi Emin Paşanın oğlu: Ahmet beydir.
Annesi Nezire Hanımdır.
Baba tarafından soyu Katipzadelere, anne tarafından soyu, Fatih Sultan Mehmet’in baş ressamı Mehmet efendiye dayanır.
1965’de İstanbul da trafik kazası geçirir.
1965’de Huzur evine yerleşir.
Hayatının son yıllarına kadar Türk kadınları dergisinde yazılar yayınlar.
1973’te hakkı rahmetine kavuşmuştur… Allah rahmet eylesin, mekanını cennet eylesin.
Mezarı: Rumeli hisar Aşiyan mezarlığıdır. 

Bu yazarımızı incelememin nedeni okuduğum “Domaniç Dağlarının Yolcusu” kitabında, beni etkileyen bir vatan sevgisi olduğundandır. Beni, vatana duyduğu sevgi, saygı etkiledi. Vatan sevgisiyle kaleme aldığı yapıt beni etkiledi ve bende bu yazarımızı bilmeyen varsa en azından bir fikir edinmesi için bu makaleyi yazdım.

Ondan bize kalan güzel eserler;

ŞİİR:

1- Yıldızlar ve Gölgeler (Aruz vezni ile yazılmıştır)
2- Hazan Rüzgârı
3- Gayya
4- Yakut Kayalar
5- Su
6- Sıla Yolları
7- Saban Kuşları
8- Yerden Göğe
9- Şükufe Nihal (Öldükten sonra çıkarıldı toplu şiirleri)

ROMAN:

1- Renksiz Istırap
2- Yakut Kayalar
3- Çöl Güneşi
4- Yalnız Dönüyorum
5- Domaniç Dağlarının Yolcusu
6- Çölde Sabah Oluyor

ÖYKÜ:

1- Tevekkül Cezası

GEZİ NOTLARI:

1- Finlandiya

Şükufe Nihal’in hissederek okuyacağınız bir şiiri…

Duymayan Kadına

Topla eteklerini yerlere sürünmesin
Rüzgâra cilvelenen tülleri görünmesin
Köşede kar içinde can veren çocuklar var…

Süzülerek çıkarken bir barın kapısından
Haberin yok yurdumun eleminden, yasından
Köşede kar içinde can veren çocuklar var…

Yerlere pırıltılar aksederken dizinden
Karlar göz göz olmuştur bir gözyaşı izinden
Köşede kar içinde can veren çocuklar var…

Tahammülüm yok artık çiçeklere, tüllere
Yükselen gururunla indir başını yere
Köşede kar içinde can veren çocuklar var…


Yazarın Notu: ”İnsan geçmişinde ki kaliteyi öğrenmezse, gelecekte önüne çıkan kaliteyi fark edemez“
Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak… -Eleştirmen Adam


Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.


Paylaş:

29 Kasım 2017 Çarşamba

Neleri Sevmeliyiz (Motivasyon)

Motivasyon - EleştirmenAdam

Bugün motivasyon yazısı yayınlamaya karar verdim. Yazımda da insanların sevmesi gerektiği ve sevebilecekleri duygulara, olaylara değindim.

Hep hayatı sevmemiz, mutlu olmamız söylendi. Peki, tamam hayatı sevelim ama hayatın neyini, neresini, sevilecek yönlerini ve hayatın güzelliklerini anlatmadı hiç kimse. Sadece hayatı sevin dendi o kadar. Ben size; hayatın neyini, neresini, seveceğinizi, sevilecek yönlerini ve güzelliklerini kalemim yettiği kadarıyla anlatayım:

Bir şelalenin gürül gürül akarken ki manzarasını ve sesini sevin. Yaz geceleri ötüşerek insana huzur veren o melodileri çıkaran kuşları sevin. Sabah okunurken uyandığınız ezan sesini sevin.

Dostlarınızla ettiğiniz o muhabbeti; içtiğiniz o, içleri ısıtan, içilmesinin asıl sebebi sohbet ve muhabbet olan çayı sevin. Dostlarınızla beraber üzülüp, sevinmenizi sevin. Dostlarınızın size “Kardeşim iyi ki varsın” demesini sevin. Gecenin bir vakti, sessizliğin bile sustuğu günlerde suskun suskun, dostlarınızla oturduğunuz günleri sevin.

Özleminizin aşkınıza aşk kattığı o masum, serin geceleri sevin. Gece gündüz demeden düşündüğünüz, özlemine şiirler yazdığınız, sizi şair eden o, yârinizi sevin. Aşkın sizi sarhoş edişini, sizi sarhoş eden o aşkın sahibini, esintisi yumuşak ılık esen akşamlarda aklınıza gelip sizi tebessüm ettiren, o, güzel, ahlaklı, elleri pamuk gibi, gözleri cenneti andıran sevdalınızı sevin.

Yalnız kalmak istediğinizde, darılmadan sizi yalnız bırakan o insanları sevin. Onun sayesinde kitaplar okuduğunuz, sosyalleştiğiniz, araştırmalar bile yaptığınız, o boş zamanlarınızı sevin.

Bütün zorluklara rağmen, size darılmadan, usanmadan ve isyan etmeden sizi seven; Anne, babanızı, kardeşinizi, abinizi sevin. Sizin yaşamınızı özgür kılan, güzel şeyler emreden, size bu güzel hayatı bahşeden, yaratıcımız olan Allah'ı sevin.

Yatağınızdan çıkmadığınız, hafif dağınık kafayla bir şeyler karaladığınız, kafanızı kaldırmadan kitap okuduğunuz, o yalnızlığınızı sevin.

Size müfredattan hariç hayatı öğreten öğretmenlerinizi sevin. Sizi ılık vadiden sıcağa, sıcak vadiden soğuğa bütün iklimleri, bütün hayatları anlatan, sizi diyardan diyara götüren o güzel kitaplarınızı sevin.

Sabah uyandığınızda, çıkmak istemediğiniz o yatağınızı, uyandığınızda yağan yağmurun saçaklara düşüp, ses çıkaran damlalarını sevin.

Mandalinayı sizin için dilimleyen, nar tanelerini bin bir güzellikle hatasız dizen, bizler yiyelim diye bin bir meyve ve sebze yaratan, yaratıcımızı sevin.

Çayınızı yudumlarken yazdığınız; mısraları, satırları, dizeleri sevin.

Sadece başını okşayarak ona cennetler verdiğiniz hayvanlarınızı sevin.

Üşüyüp eve sabırsızlıkla gelip, elinizi üzerinde ısıttığınız, sabahları üzerinde ekmekler kızarttığınız, üstüne bir tepsi kestane veya fındık koyup kavurduğunuz, o içinizi ve dışınızı sıcacık yapan, çocukluğunuzda ve gençliğinizde harıl harıl yanan o sobanızı sevin.

Ruh haliniz bozuk olduğunda dinleyip rahatladığınız, kafa dağıttığınız o, müzikleri sevin.
Ailenizi, dostlarınızı, okumayı, yazmayı, dinlemeyi, öğrenmeyi, yaşamayı, sevmeyi…
En önemlisi ise, KENDİNİZİ SEVİN.

Yazarın Notu:” Başkalarını severken, kendinizi sevmeyi unutmayın “ 
-EleştirmenAdam
Mevlit Kandilin mübarek olsun kardeşim. Okuduğun için sağ ol, kendine iyi bak…

Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.


Paylaş:

28 Kasım 2017 Salı

Modayı Takip Eden İnsanlar

Modayı Takip Eden İnsanlar  - EleştirmenAdam

Bugün ki eleştiri yazım modayı takip eden insanlar. Bildiğimiz gibi bu insanlar ülkemizde de çok vardır. Hep modayı takip eden insanlar kendi fikirleri yoktur ve moda ne derse onu yaparlar.

Modayı takip insanlar birer taklitçi gibi sokaklarda geziyor. Artık dışarı çıktığımız da tek tip insanlar görmeye başladık. Herkes birbirinin ikiziymiş gibi dolaşıyor artık. Moda ne derse onu giymeye, onu yapmaya başlıyorlar.

Kendi düşünceleri yoktur bu insanların. Hep birileri çıkar ve ne giymelerini söyler onlarda giyer. Farkına varmasalar da birileri tarafından yönetilmektedir bu insanlar.
Çok fazla alışveriş yaparlar, gereğinden fazla harcarlar. Çalışan insanlar maaşının yarısını giysiye verir veya baba parası yiyen çocuklar ailesini giysi alması için zorlar. Bir hafta sonra tekrar moda değiştiğinde, moda da sözü geçen insanların ne giymeleri gerektiğini söylediğinde tekrar alışveriş yaparlar.

Örnek olarak kısa pantolonu ele alırsak, kısa pantolonu bundan 2-3 sene önce giyene yoksul gözüyle bakılıyordu hatta dalga geçiyorlardı. Şimdi ise kısa pantolon moda oldu ve çoğu insan kısa pantolon giymeye başladı.

Aynı şey yırtık pantolonlarda da geçerliydi. Giyene yoksul gözüyle bakılıyordu fakat artık çoğu insan yırtık pantolon giymeye başladı. İnsanların zevklerine karışmak gibi olmasın ama kısa pantolona ve yırtık pantolona nasıl para veriyorlar aklım almıyor.
Yoksul bir insan yırtık bir pantolon giydiğinde ona acınır gözüyle bakarız fakat, durumu iyi birisi yırtık pantolon giyse ona bakış açımız farklı olur. İkisi de yırtık, arada ne fark var ki bakış acımızı bu kadar değişiveriyor.

Bu yüzden modayı takip etmek yerine, kendi modanızı kendiniz oluşturun. Yırtık pantolona, kısa pantolona para vereceğinize, vereceğiniz parayı hak eden bir pantolon alın. (Pantolon burada sadece bir örnektir.)

Başkalarının düşüncelerini benimsemeyin. Onların, giy dediği eşyaları giymek zorunda değilsiniz veya yap dediklerini yapmak zorunda değilsiniz.

Sevdiğiniz bir şeyi giyerken acaba el alem ne der, diye düşünmeyin. Kendinizi nasıl daha rahat daha mutlu hissediyorsanız o şekil giyinin.

Modaya uymayın bırakın moda size uysun. Çoğunluk ne giyiyorsa bende onu giymeliyim diye düşünmeyin.

Yazarın Notu:” Başkaları sizi yönetmesin, sizin tek yöneticiniz yine siz olun”
okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak… -EleştirmenAdam.


Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.


Paylaş:

27 Kasım 2017 Pazartesi

Sineklerin Tanrısı (İnceleme)

Sineklerin Tanrısı - EleştirmenAdam

Bugün ki inceleme yazımızda ele alacağımız yapıt Sineklerin Tanrısı kitabı ve Filmi. Sineklerin Tanrısı kitabı benim en sevdiğim kitaplar arasında fakat filmi için aynı şey diyemeyeceğim. William Golding’in yazdığı bu yapıtı yapabildiğimiz kadarıyla inceleyeceğiz.

İlk başta şunu belirtmeliyim ki bu kitap bütün herkes tarafından okunmalı, tavsiye edilmeli. Normal bir okur çok kolay bir şekilde okuyup anlayabilir bu eseri, okuyucunun hayatına da çok şey katacağından eminim. Bu yüzden de okumanızı öneririm.

Kitabın özeti kabaca şu şekilde: “Savaş çıktığı için çocukları bir uçağa bindirip başka bir yere yolluyorlar, uçak hedefine giderken bir arızalanma sonucu bir adaya düşüyor. Daha sonra aralarından Ralph adında bir çocuğu lider yapıyorlar, fakat daha sonra Jack adında ki bir çocuk ona karşı çıkıp kendi avcılar grubunu kuruyor. Jack avlanmak peşinde giderken, Ralph her zaman ateş yakıp yardım beklemenin peşindedir. Daha sonra Jack’in grubu Ralph’in grubuna durmadan sataşıyor. Bir akşam Simon adındaki çocuğu canavar sanıp üstüne atlıyorlar ve mızraklarıyla Simon’u delik deşik ediyorlar.

hızını alamayan grup daha sonra Domuzcuk adında ki bir çocuğun kafasında dev bir taş yuvarlıyor ve onu da öldürüyorlar. En son tek kalan Ralph onlardan kaçıyor fakat arkasından bütün ormanı yakan Jack’in grubu onu kovalıyor Ralph kendini sahilin yanına attığında bir denizcinin onları almaya geldiğini görüyor.”

Başında da yazdığım gibi kabaca bir özeti bu sakın yazdıklarımı hikayenin kendisi sanıp okumamazlık yapmayın yukarıda yazdığım sadece taslaktır.

Sineklerin Tanrısı - EleştirmenAdam

“Her insanın içinde kötülük bulunur, bu kötülükler şartlar gerçekleştiğinde ortaya çıkar” sözünün hikayesidir. Burada ilk geldiklerinde anlaşabilen ve dost olan çocuklar gün geçtikten sonra birbirlerini öldürmeye başlıyorlar.

Hiçbir kural olmayan bu ada da artık öldürmeler başlıyor. Lider olmadan önce Jack daha cana yakın davranıyordu fakat lider o olduktan sonra çocuklara daha gaddarca davranmaya, onların sözlerini dinlememeye, onlara ceza vermeye, nöbetler tutturmaya başlıyor. Jack artık insanlıktan çıkıp bir canavara dönüşüyor. Burada ki çocuklar istediklerini yapmalarının yerine, büyük insanların yaptığı gibi canavarlaşıyor.

Bu romana göre medeniyeti bırakan insanlar canavarlaşmaya başlar. Medeniyet olmadan insanlar, birbirlerini dinlemez, anlamaz. Güç kimdeyse ona itaat ederler. Medeniyet olmadan hiçbir sistem oturmaz, insanlar yabanileşir.

Bu kitabın filminde hiçbir ayrıntıya girilmemiştir bu yüzden filmi yerine kitabını tavsiye ederim. Filmde birçok yer kesilmiş sade bir şekle getirilmiştir. Kitabı ise her şey ince ayrıntısına kadar anlatılmıştır. Ayrıca Sineklerin Tanrısının anlamı İbranice de “Şeytan” demektir.
Kitabı okumanız dileğiyle….

Yazarın Notu:” Şartlar ne olursa olsun siz iyi olmayı bırakmayın.”
Okuduğun İçin teşekkürler, Kendine İyi bak… -EleştirmenAdam

Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.




Paylaş:

26 Kasım 2017 Pazar

Günümüzdeki Dostluk

Gerçek Dostluk - EleştirmenAdam

Bugün ki eleştiri yazımda günümüzdeki dostlukları eleştireceğim ve gerçek dostluğa değinmeye çalışacağım.

Günümüzdeki çoğu dostluk çıkar içindir. Hatta bu çıkar için dostluğa, dostluk bile dememiz hata olur.

gelip geçici dostluklar çoğalmaktadır günümüz de en ufak bir hataya dostluklar bitiyor artık.
Dostluk dediğimiz kavram artık farklı görüş acısına girmiştir. Gençlerimiz birbirlerinin annesine, bacısına küfür ettikleri ya da küfür yedikleri kişilere dost demeye başladı. Samimiyet artık küfür etmek oldu. Bir insan bir insana küfür ediyorsa aralarındaki ilişki samimi olarak görülüyor.
Herkesle saygılı, terbiyeli konuşup dostumuzla küfürlü, saygısızca konuşmaya başladık. İki kelimeden biri küfür olmaya başladı muhabbetlerimizde. Doğru düzgün konular konuşamaz olduk.
Asıl sevdiğimiz insanlara saygılı davranmalıyız. Tanımadığımız insanlara iyi davranırken dostumuzun kalbini kırıyoruz.

Dostluklar da en temek kural güvendir ve bizlerde güven kalmadı. Elin yedi kat yabancısına güvenip dostumuza güvenmemeye başladık. İki günlük insan dostumuzla bizim aramıza kolayca girebiliyor artık. Kısacası dostluk dediğimiz kavram kötü bir bataklığa sürüklenmeye başladı. Hatta batmaya başladı.

Peki dostluk nedir? Diyorsanız anlatabildiğim kadarıyla anlatayım. Dostluk çok yüce bir kavramdır. Her insanla dost olunmaz dost dediğin insanların sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Atalarımızın da dediği gibi “dost kara günde belli olur”. Gerçek dost sizin kötü, iyi gününüz de her zaman yanınız da olan insandır. Elinde ki son yemeğini son dilimini size verendir. Siz aç olup, dostunuzun verdiği son dilimini reddetseniz bile dostunuz sizi anlayıp zorla size yedirendir. Yediğin, içtiğin ayrı gitmediği insandır dost.

Sırrını paylaştığın, birlikte hayal kurduğun; düşüncelerinizi birbirinize hiç korkmadan, şüphe duymadan anlattığın, derdini anlattığın, yanında ağlamaya utanmadığın insandır dost.
Her insanın dostu olmalıdır. Çünkü eğer dostunuz yoksa bu dünya da yaşamak size çok zor gelir. Siz düşünemediğiniz anda sizin için en yararlı düşünceyi dostunuz söyler size. Sizin yola çizemediğiniz zamanlarda dostunuz çizer size yolu.

Herkese dost demeyin, herkesle dost olmayın. Hayvan sever, sizin annenize, bacınıza küfür etmeyen, samimiyet düşüncesi küfür olmayan, birlikte ağladığın, birlikte düştüğün, birlikte ayağa kalktığın, dertlerinizi birlikte paylaştığınız insanlarla dost olun.


Yazarın Notu:” Dost umut gibidir tam bitti derken ortaya çıkar ve sizi teselli eder.”
Okuduğun için teşekkürler, kendine iyi bak. Önüne iyi dostlar çıkması dileğiyle…


Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.
Paylaş:

25 Kasım 2017 Cumartesi

Kadınlar Günü - 25 Kasım

Anne
Bugün 25 Kasım – Kadınlar günü. Bugün, kadınları; değersiz bir obje gibi gören, her sinirlendiğinde hırsını kadından alabileceğini sanan, kadının sanki hiç duygusu olmadığını düşünen, kadını sadece cinsel bir obje gören, kendi Annesini ve bacısını düşünmeden başkalarının Annesine ve bacısına laf atan, dışarıda gezen kızlara, kadınlara hakaret edici veya herhangi haddi aşacak bir laf söyleyen ve buna benzer diğer düşünceler de olan insanları eleştireceğim.

Ülkemizde bu tür olaylar olduğun da şaşırıyorum. Evet yüzlerce de olsa bu tür olaylar halan daha şaşırıyorum. Çünkü ülkemizde ki insanları daha çok yaşları küçük olanlara dikkat edersek hep bir romantizm havasında şiirler yazmakta, kendince özlü sözler bulmaktalar. Ama iş gerçekten icraata geldiğin de yani karşısında ki kadını etkilediğinde, daha dün onun için şiirler yazan, özlü sözler yazan adam gidiyor. Yerine kadına hakaret eden bir adam geliyor. Bu durum gerçekten kişilik bozukluğudur hatta ve hatta bu insanların bir bozulacak bir kişiliği bile yoktur.

Kadına şiddetin başlarında gelen nedense eğitimsizliktir. Daha önce yazdığım bir makalede de değindiğim gibi öğretmenler sadece müfredat ’da olan bilgileri öğretmenin yanında hayati değerleri de anlatmalı öğretmelidir.

Benim anlamadığım bir ikinci olay ise bir insan bir kadını neden döver? Tamam haddini aşarsa ona zarar vermeyecek bir şekilde döversin (Sakın yanlış anlamayın aynısı erkekler içinde geçerli). Ama görüyorum ki bazı erkekler (Adam Değil Erkek) hiçbir neden yokken havadan sudan dövüyor eşlerini. İnsan eşini, hayatını paylaştığı insanı, yoldaşını neden döver ki. Bence insan sevdiği insana mecburdur.

Diğer bir konu da çocuk yaşta ki kızlarımıza tecavüz edilmesi. Bunu yapan insanlar hala yaşıyor, bu yüzden bu hayatı yaşamanın tadı tuzu kalmadı. Nasıl bir zihniyet, küçük bir kıza tecavüz eder. Empati yoksunu genç bir nesil veya fark etmiyor genci, yaşlısı artık, empati yoksunu insanlar yapıyor bu işi. Bu insanlara sayfalarca küfür de etsen binlerce kırbaçta vursan azdır. Bu tür olayların cezası idam olmalıdır.

Kadınlar sadece bir varlık değildir. Kadın annedir, cennet annelerimizin ayaklarının altındadır. Annelerimiz kutsaldır.

Bu tür olayların azalması için; okullarda eğitim verilmesi, her babanın oğluna bu konuda bilgilendirmesi, kitap okuyan gençlerimizin doğru kitabı okuması, televizyonlar da saçma sapan programların yerine, bilgilendirici programların yayınlanması ve her türlü sosyal medyadan bu tür bilgiler verilmesidir. En önemlisi de empati kurmayı öğretilmesidir.

Yazarın Notu: “Kadınları dövmeniz sizi Adam yapmaz, sizi aciz, düşünemeyen bir yaratık yapar.”
-EleştirmenAdam okuduğun için teşekkürler, kendine iyi bak…

Bir güneşten daha güzel parlar bir kadının gülüşü
Bir yağmurdan daha ıslaktır bir kadının ağlaması
gök gürültüsünden daha gürültülüdür kadının susuşu
çok vefakârcadır, bir kadının sen hastayken uykusuzluğu

Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.


Paylaş:

24 Kasım 2017 Cuma

İnsanlar Her Şeyi Bilmek Zorunda Değildir.

Blaise Pascal

İnsanlar her şeyi bilmek zorunda değil

Bugün ki eleştiri yazım da her insanın her şeyi bilmek zorunda olmadığını, yetenekleri neyse insanların o yeteneklerinin üzerine gitmelerini yazacağım. Bildiğimiz gibi çoğu öğrenci, çoğu insan bundan rahatsız durumda.

Her insanın bir veya birden fazla yeteneği bulunmaktadır. Kimileri duyguları hisseder şairlik, ressamlık, yazarlık gibi meslekler yapar. Matematik zekâsı olan insanlar da matematik gerektiren meslekler yapmalıdır.

Bu sistem şair adamı zorla doktor yapmaktadır, doktoru da şair. Bu nedenle de yetenekli doktor ve yetenekli şairler yetiştiremiyoruz. Bizim eğitim sistemimiz de bir öğrenci hem sayısal işlem hem de sözel yapması zorunludur.

Sistemin çabası herkes her şeyi bilmesini sağlamaya çalışmak fakat insanları o kadar bıktırıyorlar ki insanlar bu sefer hiçbir şey öğrenmek istemiyor.

İnsanların yeteneklerini ilk okul ve orta okulda yetenekleri keşfedilmeli ve öğretmenlerin öğrencileri için yetenekleri doğrultusunda yardım etmelidir.

Öğrencilerin çoğu bu sistemden bıkıp okulu bırakmaktadır. Geç de olsa yaptıkları hataların farkına varırlar ama iş işten geçmiştir. Bu yüzden insanların bildikleri, yapabildikleri işler yapması çok önemli. Zevkle yaşaması için sevdiği işi yapmalıdır insan oğlu.

Şair ruhlu adama zorla sayıları veremezsin. Bu yüzden liseler bölünmelidir. Edebiyat okulları açılmalıdır. Fakat bu edebiyat okullarına mülakat ile alınmalıdır. Yazdığı şiire yazdığı makaleye, romana ve yaptığı eserlere bakılmalıdır. Gerçekten hissedebiliyor mu ona bakılmalıdır bu okullara öğrenci alırken.

Bir kişi çok çalışır edebiyat ağırlıklı bir üniversite kazanır fakat bu insanlar ‘hissedemez’. Fakat, çalıştığı için üniversiteyi kazanmıştır. Bu yüzden kazanmak yetmez mülakatlar da düzenlenmelidir.
İnsanların birde bir konu hakkında bir fikri olmadığı için, karşısındakini küçük görmesi de kötü bir olay, her insan her konuyu bilmek veya o konu hakkında fikir sahibi olmak zorunda değildir. Bu yüzden karşınızdakini küçük görmek yerine, fikir sahibi olmadığı konuyu güzelce anlatım ve onun da bu konu hakkında fikir sahibi olmasını sağlayın.

Yazarın Notu:” Unutmayın fikir ve düşünce paylaşılmadığı sürece hiçbir işe yaramaz ve unutmayın dünyanın en zeki saydığımız insanlarında bilmediği çok şey vardı...”

-EleştirmenAdam  Okuduğun İçin Teşekkürler. Kendine iyi bak…

Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.
Paylaş:

23 Kasım 2017 Perşembe

Öğretmenler Günü - 24 Kasım

Öğretmenler Günü - EleştirmenAdam
Yarın öğretmenler günü olduğu için bugün ki eleştiri yazımı iptal ettim. Bugün ki makalemde öğretmenler günü ile ve gerçek öğretmen nasıl olunur kendimce onu açıklamaya çalışacağım. Şimdiden keyifli okumalar.

Öncelikle ilk olarak, Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretmenler gününü kutlarım. Sonra da gerçekten öğretmenlik yapan öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlarım.

Peki gerçek öğretmen nasıl olunur? Gerçek öğretmen, derse girip müfredatta olan bilgileri öğretip çıkmak değildir. Gerçek öğretmen hayatı öğretendir, sadece ders anlatmaz gerçek öğretmen. Sizi hayata hazırlar, kendi tecrübelerinden yola çıkarak sizlere öğretir. Hayatta karşılaşacağız sorunları nasıl çözebileceğinizi, insanlara saygılı olmayı, “2+2=4”'den fazlasını öğretir gerçek öğretmen.
Ahlak bilgisini sadece ders olarak görmez, sadece söz olarak görmez gerçek öğretmen. Gerçek ahlakı öğretir, topluma ahlaklı ve akıllı bir insan kazandırır.

“Ben paramı alırım siz ne yapıyorsanız yapın!” demek değildir öğretmenlik. Düşük liseler de öğretmenlik yapıp “sizden bir şey olmaz, zaten en düşük okulla gelmişsiniz” demez asla. Çabalar, önüne hangi sorun çıkarsa çıksın pes etmez. Doğruyu öğretir her zaman.

Çok bilmişlik yapmaz gerçek öğretmen. Kendi değerlerine karşı çıkmaz, hangi dersin öğretmeni olursa olsun bu vatan sevgisini aşılar öğrencilerine gerçek öğretmen. Kendi bildiğini değil, doğru bildiğini anlatır.

Öğrencilerine hayata nasıl göğüs gerebileceklerini öğretir, öğrencisi bir konuyu bilmiyorsa onunla dalga geçmez veya alaycı bir tavırla anlatmaz işini ciddiye alır.

Öğretmenlik zamanımız da ki, öğretmenliğe olan bakış açısı kadar düşük bir şey değildir. Öğretmenlik dünya da ki en yüce, en güzel, en yararlı meslektir. Okulda derslere girerek öğretmen olunmaz. Her nerede olursan ol doğru bildiğin bilgiyi, karşındakine aktara biliyorsan öğretmensinizdir.

Evreni yaratan da bir öğretmendir, onun bu dünyaya gönderdiği elçiler de. Bu kadar kutsaldır öğretmenlik.

İşinizi iyi yapıyorsanız, gözünüz arkada kalmasın. Atatürk’ün sözüyle yazımı burada bitiriyorum: “öğretmenler gelecek nesil sizin eseriniz olacaktır.


Yazarın Notu: “Öğretmenlik bir meslek olmanın yanında, dünyanın en güçlü insanlığıdır. Çünkü bir neslin nasıl olacağı onların elinde” Gerçek Öğretmenlerinizi Sevin Ve Kendinize iyi bakın…
-EleştirmenAdam


Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.
Paylaş:

22 Kasım 2017 Çarşamba

Klavye Delikanlıları Kimlerdir ?

Klavye Delikalıları

Bugün ki eleştiri yazımızda klavye delikanlılarını eleştireceğiz. Bakalım hangi tür insanlar klavye delikanlısı. Bu sorunda günümüz sorunlarından, hatta sorun değil benim gözümde bu bir hastalıktır. Acilen psikoloğa görünmeleri gerekiyor bu insanların.

Bu insanlara gerçekten acıyorum. Bunların kendini anlatamama sorunları olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendini anlatabilen bir insan bu kadar küfür yazmaz, bu kadar sinirlenmez. Bu insanlar ayriyeten güzelim Türkçe'mizi de mahvetmektedir.

Eminim ki bu klavye delikanlılığını yapan insanların yaşlarının ortalaması: 9-17’dir. Bu yaşta ki çocukların büyük insanlara küfür ettiğini görüyorum. Yolda gördüğünde yüzüne bakmaktan korkacağı insanlara hakaret ve küfür ediyor, bu güya delikanlılar. Tabi bazı büyük insanlar bu insanlara karşılık veriyor ama çoğu alttan alıyor, çünkü biliyor ki karşısında ki çocuk, ne yaptığını bilmiyor.

Bu çocukların ellerine bilgisayar vermemek lazım. Hatta dini değerlere ve bir şahsiyete küfür ettiğinde direkt, babasına söylenmelidir. Eğer babası da bir şey demiyorsa dava açılmalıdır. Çünkü bir insanın dini ve şahsi değerleri sosyal medyada küfür edilecek kadar düşük görünmemelidir.

Koskoca devletimizin tarihiyle dalga geçilir, Atatürk’le dalga geçilir, Dini değerlerle dalga geçilir. Kimse de buna engel olmaz. Bir ülke de bunun gibi değerlere hakaret eden insanları tutuklanmalı. İnsanlar bu değerlerle dalga geçilmesine karşı çıkanlara şöyle diyor “Burası özgür bir ülke ve ben düşünce özgürlüğüne sahibim”. Madem düşünme özgürlüğüne sahipsin neden düşün mü yorsun? Diye sorarım sana.

Bence bir devletin insanı; dini değerlerine, şahsi değerlerine ve liderlerine hakaret edilmesine karşı çıkabiliyorsa özgürdür.

Küçük çocuklarınızın elinden telefonları, tabletleri, alın demeyeceğim. Ama kısıtlayın, çocuklarınıza söyleyin, anlatın bunların yanlış olduğunu. Daha konuşmayı bilmeyen çocuğun elinde akıllı telefon, bir de bu insanlar çocukları için “her yere girebiliyor, telefon kullanmayı biliyor.” Gibi sözler etmez mi? O zaman anlıyorum ki yine bir sorumsuz aile ve yine bir sorumsuz aileden çıkan, klavye delikanlısı.

İşin kötüsü bunu büyük insanlar da yapabiliyor. Ben denk geliyorum bazen koskocaman adamlar, birbirlerinin şahsiyetine küfürler yağdırıyor.

Benim düşüncem devletin yazılımcılarının bot yazmaları ve bu botlar internette dini ve direkt olarak şahsi değerlere küfür eden insanları internetten süreli olarak uzaklaştırmaları veya kendi şahsiyetine ve dini değerlerine küfür edilen bir insanın bu küfürleri bildirmesi için bir site yapılmalı devletin yazılımcıları tarafından. Sonra mağdur olan kişinin attığı konuşmalar incelense ve araştırılsa eğer doğru ise hakaret eden insana internetten uzaklaştırsalar daha sonra üç kere daha tekrar ettiğinde interneti kökten kapansa güzel sonuçlar alınacağını düşünüyorum.


Yazarın Notu: “İnsanlara yobaz diyen insan olmayın şu hayatta, yobaza insan olmayı öğreten bir insan olun.” 
-Eleştirmen Adam Kendinize iyi bakmayı unutmayın. Allah'a emanet olun…

Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.
Paylaş:

21 Kasım 2017 Salı

Sevdiği İçin İntihar Eden İnsanlar

Sevdiği İçin İntihar Eden İnsanlar

Bugün ki eleştiri yazımız da sevdiği kız veya erkek fark etmez intihar eden insanları ele alacağız. Bu psikoloji de ülkemizde çok insan bulunmaktadır. Bu yüzden bende belki bu düşüncede bir insan varsa bu insanlara akıl vermek ve yapılan bu girişimin yanlış olduğunu söylemektir.

Asla ölüm sizin için, bir sorun çözme aracı olarak görünmesin. Ölmek hiçbir sorunu çözmez. Eğer zaten Allah inancınız varsa asla intihar etmeyin çünkü unutmayın ki “Allah'ın verdiği canı yine Allah alır.” Hayatınız sıkıntılar içinde de olsa asla intihar sizin için bir seçenek olmasın.

Ülkemizde son zamanlarda özellikle de canlı yayında intihar olayı çoğaldı. Peki, bu insanların eline ne geçti? Uğruna intihar ettiği insan hala yaşıyor mu? Tabii ki de yaşıyor hem de gülerek eğlenerek. İntihar eden insanlar ne kazanır? Hiçbir şey kazanmaz aksine hayatını, dostlarını ve onu canından daha çok seven ailesini kayıp eder. Ailesini arkada perişan bir halde bıraktı gitti.

Ülkemiz de olan bu olaylar da en çok gücüme gidende Şehitler vatan için can verirken bu insanlar değersiz bir insan için canına kıyıyor.

Sevdiğiniz bir insan size aldatırsa veya arkanızdan iş çevirirse intiharı asla düşünmeyin arkadaşlar. Eğer siz intihar edip ölürseniz emin olun o, insanın asla umurun da olmazsınız. Olsanız da en fazla bir gün ağlar veya üzülür arkanızdan. Hayatına kaldığı yerden devam eder. Yani siz intihar ederek sizi aldatan insana ceza vermiş sayılmıyorsunuz aksine kendinize ceza veriyorsunuz.

Başkasını sevin, arkada bırakacağınız ailenizi ve dostlarınızı sevin onları düşünün.  Eğer sevdiğiniz insan, sizi üzmüş, aldatmış ve kötü gününüzde yanınızda olmuyorsa o insanı unutun. Onun için hiçbir şeye değmez unutmayın bunu asla. Hele bu değersiz insan için kendinize zarar vermek asla olmamalı.
Önemli bir nokta ise böyle günlerinizde psikolojinizi daha çok mahvedecek şarkıları dinlemeyin. Daha çok sizi mutlu eden motive eden şarkıları dinleyin. Sizinle sadece çıkarları için yanınızda olmayan gerçek dostlarınızla daha çok zaman geçirin. Ailenizle daha çok zaman geçirin. Bir şeyler karalayın, sizi ne daha çok rahatlatıyorsa onu yapın. Özgür olun yaşayın.

Bu dünya gelip geçici bu yüzden kafanıza bu insanları takmayın. Siz serinkanlı olun her zaman. Bırakın onun cezasını hayat versin. Bir insanı gözünüzde uğruna intihar edecek kadar büyütmeyin unutmayın bu insanların nankör bir hayvandan hiçbir farkı yok.

Yazarın Notu:”Hayatınızın değerini bilin, tek sorunu olan insan siz değilsiniz. En kolay ölüm şekliniz yaşamak olsun.” –EleştirmenAdam

Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.


Paylaş:

20 Kasım 2017 Pazartesi

Kitap Okumamayı Erkeklik Gibi Görenler

Bugün ki eleştiri yazımız da ders çalışmamayı ve kitap okumamayı erkeklik gibi gören öğrenciler olacak. Genç öğrencilerin daha sonra bu hatalarını anladığını bilsem de bu hatalarını, belki bu makalede okuyup daha erken teşhis etmeleri için yazıyorum. İyi okumalar.
Çoğunlukla ortaokul ve lise de karşılaştığım bu olay gerçekten çok üzücü bir durum. Bunun nedenini önce öğretmenlere sonra ise velilere yüklüyorum.
Ders çalışmamayı erkeklik gibi görenler

Öğretmenin bir görevi de öğrencisine kitap okumayı sevdirmektir. Tabii ki kitaptan önce öğrencisine kendisini sevdirmektir, çünkü eğer öğrencisi öğretmenini sevmiyorsa onun sözünü dinlemez zaten. Bu yüzden de öğrencisine kitap sevdiremez. Bu yüzden ilk önce kendini sonra ise kitap okumayı sevdirmeli. Öğrencisine kitap oku deyip kendisi okumamazlık yapmamalı. O zaman da öğrenci öğretmeninin tutarsızlığı karşısında yine sevmez kitap okumayı. Öğretmen her yönüyle öğrencisine yararlı olmalıdır. Öğretmen, öğrencisine kitap sevdirmenin yanında yararlı kitaplar okumayı da öğretmelidir. Bazı kitaplar vardır ki vah o kitapları okuyup inananlara ve hayatında uygulamaya çalışanlara. Yani kısacası bir öğretmenin önemli özelliklerinden biri “öğrencisine yararlı kitapları sevdirmelidir.” Ve şuna da değinelim her okulda her gün bir ders, kitap okuma saati olmalı fakat öğretmenler öğrencileri kendi başlarına bırakmamalı ve onları takip etmelidir.
Aile - EleştirmenAdam

Velilerin de burada ki görevi çocuklarına okumaları önermek. Fakat kendisi okumuyorsa “Oğlum kitap oku” demesin lütfen, kitap okumanın yaşı ve cinsiyeti yoktur. Eğer çocuklarınız küçükse her gün yarım saat kitap okutun hatta siz ona okuyun. Ama lise çağındaysa zaten kitap okumuyorsa kitabı sevdirmeniz biraz zor ama siz yine de onu sıkmadan sevdirmeye çalışın. Eğer çocuğunuz kitap okuyorsa da “sen kitap okur muydun ya ?” gibi sözler söylemin çocuklarınıza.

Ortaokul son ve lise çağında ki çocuklar çevresinde hiç kitap okuyan görmeden büyüdüğü için ve o çağlarda ki çocukların daha çok kendini gösterme çabası olduğu için “ben kitap okumam ya ”, “ben ders çalışmam asla”, “Bu sene kitabın kapağını bile açmadım” gibi sözcükler kullanır. Bizim görevimiz bu düşüncelerin yanlış olduğunu anlatmak “güzel bir dille”.

Aslında bu yazımda ders çalışmamayı ve kitap okumamayı erkeklik gibi gören öğrencileri eleştirecektim. Fakat daha sonra aslında bu düşüncede ki öğrencilerin cahil olduğu aklıma geldi yani aslında ne yaptıklarının farkında değiller bu yüzden suçu onlarda bulmak yerine onları bu hale getirenleri eleştirdim hatta eleştirmekten daha çok onlara doğru olanı göstermeye çalıştım.

Yazarın notu:”Kim ne derse desin, kim küçümsüyorsa küçümsesin, siz okumaya devam edin ve unutmayın ki kitap okumayan insanın dünyası gözüyle gördüğü kadardır. Fakat okuyanın dünyası yere göğe sığmayacak kadar büyük.”
Kitap okumayı sevmeniz dileğiyle…

-EleştirmenAdam

Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.


Paylaş:

19 Kasım 2017 Pazar

Okumayı Sevenlere 5 Kitap Tavsiyesi


Kitap Tavsiyesi
Bu gün büyün okumayı seven insanlara okumaları gereken güzel ve öğretici 5 kitap tavsiyesi vereceğim. Bu kitabı büyük ihtimalle çoğunuz okumuştur fakat ben yine de okumayan vardır diye bu güzel eserleri paylaştım. 5. Önerdiğim kitap roman olmasa da size yararı dokunacağını düşündüğüm için tavsiye ettim.


1-    Albert Camus – Yabancı

Bir Fransız'ın bir rastlantı sonucu bir Arap’ı öldürür. Daha sonra kendisini ölüme götüren süreci kayıtsız bir şekilde izler. Kitabın konusu budur. Her edebiyat seveninin okuması gereken kitaptır.

Kiralık Konak - EleştirmenAdam

2-    Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Kiralık Konak

Türk toplumunun özellikle Tanzimat döneminden sonra somutlaşan batılaşma girişimi ve bununla birlikte yaşam biçimi, ahlaki değerler ve kültürel değerlerin değişimini çok iyi bir şekilde yansıtmıştır kitabına Karaosmanoğlu. Bütün edebiyat okurlarına tavsiye ettiğim bir kitaptır.

Hakkari'de Bir Mevsim - EleştirmenAdam

3-    Ferit Edgü – Hakkari’de Bir Mevsim

Nasıl ve neden olduğu bilinmeyen bir kazadan dolayı bir denizci kendini  “hak” kentinde bulur. Bu zamansız ve mekansız yere öğretmen olarak gelen yazar kendinden kaçmaktadır aynı zamanda da kendini aramaktadır. Sürükleyici, öğretici ve yararlı bu kitabı bütün okumayı sevenlere öneririm.

Sabırsız Yürek - EleştirmenAdam


4-    Sabırsız Yürek - Stefan Zweig

Yakışıklı bir teğmenin yaşadığı şehrin ileri soylularının düzenlediği bir baloya katılır. Burada dans ettiği kız felçli olduğundan büyük gaf yapan teğmen kızın ağlamasına neden olur. Yaptığı hatayı düzeltmek için felçli kızı sık sık ziyaret etmeye başlayan teğmen kendi isteği dışında kendinin de istemediği bir son hazırlar kendine. Bu kitap size acıma ve merhamet duygularınızı hatırlatacak bir kitap okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca kitap ülkemizde “ACIMAK” adıyla da yayınlanmıştır.

100% Düşünme Gücü - EleştirmenAdam

5-    100% Düşünce Gücü – Jack Ensıgn Addıngton

Bu kitap size aklınızın 100%’nü kullandığınız da neler başarabileceğinizi ve nasıl kullanacağınızı öğreten bir kitap hayata farklı bakmama yararlı olan bu kitabı sizlere de yararlı olması için tavsiye ediyorum.



Yazarın Notu:”Kendinizi bıkkın, yalnız ve bitmiş hissediyorsanız çayınızı veya kahvenizi alın ve okuyun. Okumak insanı canlı tutar. Kitap insanlar gibi size ihanette etmez.” -EleştirmenAdam

Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.
Paylaş:

18 Kasım 2017 Cumartesi

Hayvan Çiftliği İnceleme

Hayvan Çiftliği - EleştirmenAdam

Bugün George Orwell’in yazdığı Hayvan Çiftliği Kitabını inceleyeceğiz. Bu kitabın içindeki hikaye bana çok tanıdık geldi. Gerçekten bütün edebiyat sevenlerine bu kitabı tavsiye ederim. Eminim ki sizde bu kitapta hayatınızdan bir şeyler bulacaksınız.

Bu kitap fabl tarzında bir kitaptır. İnsana çok şey katan bu kitabı önermek büyük bir onur benim için.

kitap sizi alıp götürür hiç sıkılmadan okursunuz. Çevirmen(Can Yayınları) çok güzel çevirdiği için bu kitabı gerçekten anlayarak okuyorsunuz. Öyle baştan savma çevrilmemiş bu kitap.

Kitap günümüzde ki bazı devletleri, sistemleri çok güzel bir şekilde özetlemiş ve anlatmaktadır.

bu kitapta ki hayvanları insan olarak ele aldım ben bu kitabı okurken. Çünkü toplum ne zaman bir şikayet de bulunsa hemen kitapta olan “Squealer” gibi bir domuz(insan) gelip konuşup bütün insanları kandırır. Kitapta ki koyunlara ne denirse ona iniyorlardı. En çok çalışan hayvan(at) Boxer sakatlandığında Napolyon onu sakat at alan yere satıyor ve öldürüldüğünde Boxer’ı almaya gelen arabanın üstünde Bununla ilgili bir yazıyı gören hayvanlar arabanın peşinden koşuyor ama yetişemiyor daha sonra hayvanlar bunu dile getirdiklerinde aslında gelen arabayı adamın yeni aldığı ve üstünde ki yazıları sökmeyi unuttuğu söylenip hayvanları kandırıyorlar.

Kitabın içeriğini kabaca detaylara girmeden şöyle özetlersek;
Beylik çiftliği adında bir çiftlikte “Koca Reis” adlı bir domuz var bu domuz çok saygınlık kazanmış bir domuzdur. Bir gün bütün hayvanları bir araya toplayarak bir konuşma yapıyor. Devrim yapmalarını söylüyor ve yönetimi hayvanlar ele geçirmesini istiyor. Birde ayrılmadan önce onlara bir şarkıyı mırıldanır bu şarkı;
İngiltere ve İrlanda’nın hayvanları
Bütün ülkelerin, iklimlerin hayvanları
Kulak verin müjdelerin en güzeline
Düşlediğimiz Altın Çağ önümüzde.
bu çiftlikte en zeki hayvanların domuz olduğu gösteriliyor. Birkaç gün sonra koca reis ölüyor. Çiftlik sahibi hayvanların yiyeceklerini vermeyi unutunca da baruta ateşi atmış oluyor. Hayvanlar devrim yapıp çiftlik sahibini çiftlikten göndermeyi başarıyor. Hayvanların başında iki domuz vardır bunlardan biri “Snowball” diğeriyse “Napolyon
” dur. Çiftliğin girişinde yazan beylik çiftliği yazısını değiştirip “Hayvan Çiftliği” Yaparlar ve yeni ilkeler koyulur bu ilkeler;
1.     İki bacaklı canlılar bizim düşmanımızdır.
2.     Dört bacaklı canlılar dost ve mütefikimizdir.
3.     Hayvanlar asla giyinmeyeceklerdir.
4.     Hayvanlar asla yatakta yatmayacaklardır.
5.     Hayvanlar asla içki içmeyeceklerdir.
6.     Hayvanlar asla hayvanları öldürmeyeceklerdir.
7.     Bütün hayvanlar eşittir.

İlkeler bunlardır. Daha sonra Snowball Yel Değirmeni yapma kararı alır ama bunu Napolyon desteklemez. Napolyon kendi eğittiği köpekleri Snowball’ın üzerine salar ve Snowboll çiftlikten bir hızla kaçar gider.
Snowboll gittikten sonra Napolyon Yel değirmeni kararı alır buna şaşıran diğer hayvanlara da “Aslında Napolyon istiyordu, Snowball istemiyordu” diyerek hayvanları kandırırlar. Koca reisin hayvanlara öğrettiği şarkıyı yasaklar.

Gün geçtikçe hayvanları daha çok çalıştırır, aç bırakır Napolyon, insan gibi kıyafet giymeye, içki içmeye, hayvan öldürmeye başlar.
Bütün hayvanlar eşittir ilkesini “Bütün hayvanlar eşittir, Bazı Hayvanlar daha eşittir” olarak değiştirir.
Çoğu ilkeleri de kendine göre değiştirir Napolyon gittikçe insandan daha beter olur.
Diğer insanlarla iş yapmaya başlar. Çiftliğin adını da tekrar “Beylik Çiftliği” Yapar.

Kitabın sonunda Domuzlar ve İnsanlar bir araya gelirler ve içki içerler eğlenirler. Diğer hayvanlar da camdan bu varlıkları izlerken domuzların suratlarında bir şeyin değiştiğini söylerler fakat bulamazlar neyin değiştiğini. Tam oradan ayrılırken bir gürültü olur ve tekrar camdan baktıklarında Domuzlar ve insanların bir kart oyunu yüzünden kavga ettiğini görürler. Ve Domuzların yüzünde neyin değiştiğini anlarlar o sırada…

Yazarın Notu: “Biz hayvan değiliz bizi domuzlar yönetemez, biz düşünebiliriz. Bu yüzden başkası sizin için düşünmesin, buna izin vermeyin.”

Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.







Paylaş:

17 Kasım 2017 Cuma

Yanlış Batılaşma

Yanlış Batılaşma - EleştirmenAdam

Bugün ki eleştiri yazımız da Yanlış Batılaşmayı İnceleyip, eleştireceğiz. Toplumumuzun batıdan iyi konuları almayıp, kötü olan konuları almasını ve bunu kendi tarzıymış gibi görmesini eleştireceğiz.
Batıdan alınan bazı konular, bizim lehimize mesela;  Roman, Tiyatro, Öykü, Eleştiri, Makale, Deneme ve fıkra gibi türleri batıdan almamıza iyi yönden bakılabilir. Çünkü  edebiyatımızın konuları bu sayede artmıştır. Ülkemizde de en çok okunan türlerden biri romandır. Eğer roman türünü almasaydık o güzel dünyalarda yaşayabilir miydik? Başka bir örnek olan medeni kanununu ele alabiliriz. Bu kanunda yararımıza işleyen bir kanundur. İyi örneklere birde şiir türleri ve biçimlerini de ekleyebiliriz. Eğer bu türler olmasaydı bizi kim anlardı? Bu türler şiiri özgürleştirmiştir.

Birde aleyhimize olan batıdan alınan hayatlar var. Bu hayatlar bilinçli olarak alınmamıştır batıdan ve resmi değildir. Tamamen bilinçsizlikten gelmiştir. Bunlar ne midir? Hemen anlatayım; insanımızın başka insanlara kötü davranması mesela bunu batıdan aldığımız kesinlikle kesindir. Nedenini sorarsanız ise Türkler her zaman hoş görülü, insan sever bir millet olarak görünmüş, madem hoşgörülüyüz, insan severiz neden kendi vatandaşımıza böyle kötü davranıyoruz. Gurbete gelmiş bir vatandaşımızı neden dolandırıyoruz. Ülkemizde asla böyle işler olmazdı, eğer yanlış batılaşmasaydık.

Başka bir yanlış batılaşma örneği gençlerimizdir. Tabii ki bütün gençlerimiz değil, sakın yanlış anlamayın. Bizim ülkemizin doğru dürüst insanı çok fakat yanlış batılaşmış insanlar toplumumuzda sırıtıyor. Gördüğümüz bazı gençlerimizin kendinden büyüklere saygısı kalmamış. Yanından kendinden büyük biri geçtiğinde elinde sigarası ağzında küfrü eksik olmayan gençlerimiz bunlar. Türk insanı eğer yanlış batılaşmasaydı ve aile terbiyesini çocuklarına verseydiler o zaman bu sorun ortadan kalkardı.

Çoğu doğru gibi gelen ama aslında yanlış olan bir çok şey var ülkemizde ve en kötüsü bu olayın yanlış olduğunu anlatmaya kalkıldığında linç edilme sıkıntısı var. Olmasa bile siz anlatsanız da bir kulağından girip diğer kulağından çıkıyor insanlarımızın. Bir şeyin yanlış olduğunu anlatmak imkansız gibi bir şey oldu.

Yazarın Notu:”Oysa Ülkemizde yaşayan her insan TÜRK olsaydı ve bir TÜRKÜN nasıl olmasını gerektiğini en azından geçmişini bilseydi, bu güzel ahlak varken bu berbat bataklığa batar mıydı?”
Okuduğunuz için Teşekkür ederim. -EleştirmenAdam


Paylaş:

16 Kasım 2017 Perşembe

Türklerin Yazdığı ama Türklere Zarar Veren Filmler

Türk Dizileri - EleştirmenAdam

Bu eleştiri yazımız da Türklerin yazdığı ama Türkleri, saçma huylu, değişik adetlere mensup ve Türkleri kötüleyen dizi ve filmler hakkında yazacağım.

Bunu Türk toplumu fark etmese de, ben fark ettim hatta açık ve net bir şekilde. Tabii ki doğru düzgün dizi veya filmler var fakat biz bugün diğerlerini yani kötü olan dizileri, filmleri inceleyeceğiz.

Bu filmlerin ve dizilerin yazılmasının nedeni, yapımcıların önüne gelen her Diziyi ve Filmi kabul etmesinden kaynaklanıyor. Gerçek yapımcılar filmden diziden gerçekten anlayan yapımcılar yetiştirmeliyiz. Öyle önüne gelen dizi veya film çekememeli, çekerse; işte böyle saçma sapan dizi filmler ortaya çıkıyor. Çoğu yapımcı okumuyor bile çekeceği dizi ve filmi oysaki okusa, incelese ve izleyiciye katacağı tecrübeyi, öğreteceği bilgileri anlasa, daha sonra da dizi veya film çekilecek, yayınlanacak kalitedeyse, yayınlasa bu sorun ortadan kalkar diye düşünüyorum.

Filmler de veya diziler de saçma sapan karelerle karşılaşıyoruz.  Bu kareler gerçekten insanlarımızın beyinlerini sömürüyor. Türk insanlarını ahlaksız gösteriyor bu diziler. Genç neslimiz bunları izledikçe bu görüntüleri normal görüyor. Artık o gencimiz için o görüntülerde gördüğü olaylar normal. Yani diyeceğim şu; gelecek neslimizi biz bu kadar ahlaksızlaştırıyoruz, gençlerimizin suçu yok suç o gencimizi bu hale getiren sistemde.

Kimin eli kimin cebinde olan bu dizilerimiz, toplumumuzu mahvediyor. Bilincimize işlenen bu olaylar bizim için normalleşiyor. Hatta bazı düşüncesi zayıf olan insanları o dizideki hayatlara sürüklüyor. Bizim amacımız; dünyada gerçekten de böyle ensest insanlar var olsa da biz dizilerde filmlerde doğru olan şeyleri göstermeliyiz ensest içerikli dizi veya film çeksek bile bu filmin veya dizinin ders vermesi gereklidir.

En kısa zamanda senaristlerin, yapımcıların, yönetmenlerin bunu fark edip, para ve izlenme uğruna film veya dizi çekmeyip toplum için bilgilendirici, ders verici dizi veya film çekmelerini umuyorum.
Türk insanını daha da kötüye götürecek filmler veya diziler kaldırılmasa da sizin, düşünüp, öğrenip, araştırıp bu tür film veya dizilerden uzak durmanızı öneririm. Ama eğer nasıl güzel film olmaz, öğrenmek istiyorsanız bu tür filmleri izleyebilirsiniz.

Yazarın Notu: “Kendinizi bu tür gereksiz şeylere adamayın, Araştırın, Öğrenin ve Düşünün…”
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bu konu hakkında bir konuya değinmek istiyorsanız yorum yapmayı unutmayınız. İyi günler dilerim.

Diğer yazıları kaçırmamak için isterseniz yukarı sağdaki abone ol butonuna tıklayıp mail adresinizi yazabilirsiniz. isterseniz de: sağ üstteki, üst üstte üç çizgi olan(Menü) olan yere tıklayın. açılan yerde isterseniz takip edin isterseniz izleyici kısmında yazan izleye tıklaya bilirsiniz.






Paylaş:

Google+

Takip Et

Günün Sözü

Düşüncelerimin doğru olup olmadığından emin değilim fakat onlara güveniyorum; güvenmediğim karanlık yolda gözü kapalı yürüyeceğime, aydınlık ve gözlerim açık bir şekilde inanarak ve güvenerek yürümeyi tercih ederim.

Öne Çıkan Yayın

Ceza ve Sefa

Hayatın ne kadar acımasız olduğunu tekrar bize hatırlatan bu hikayeyi sizlere anlatırken, hikayenin kahramanlarına sadece baş harfleri...

Bu Hafta En Çok Okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Sinan Acar. Blogger tarafından desteklenmektedir.