25 Nisan 2018 Çarşamba

Ceza ve Sefa


Ceza ve Sefa  - EleştirmenAdam

Hayatın ne kadar acımasız olduğunu tekrar bize hatırlatan bu hikayeyi sizlere anlatırken, hikayenin kahramanlarına sadece baş harfleriyle hitap edeceğim.
Öğlen olmuştu. Herkes işine gitmiş veya alışverişe, gezmeye gitmişken A. Halen daha uyuyordu. Karısı C. Onu uyandırmak için odasına girdi “A.! Uyan artık öğlen oldu sabahtan beri senin uyanmanı bekliyoruz. Açlıktan öleceğiz.” A. Gözlerini hafif araladı, eliyle git dermişçesine bir hareket yapıp arkasına döndü. Karısı “Kalk be lanet adam kalk, seninle evlendiğim güne lanet olsun. Çocuk açlıktan ölecek, senden korkusuna sen gelmeden başlamıyor yemek yemeğe, kalk!” A. Çok sinirlenmiş bir şekilde yatağından kalkarak karısına tokat vurdu “Sus be aşağılık kadın, sus! Git diyorum anlamıyor musun? Çocuğuna da sana da başlayacam şimdi.” Diyerek karısına bir tokat daha attı. Karısının, narin ve güçsüz vücudu yere düştü. Yerdeyken bir yandan da ağlayarak “ne demek çocuğun, o senin de çocuğun” dedi. A. Hiçbir şey demeden tuvalete gitti. A. Tuvalete gitmişken, bende size A’nın karısı C’yi anlatayım: orta düzey ahlaklı, çocuklarına çok değer veren bir ailenin kızı. Liseye yeni başlamışken o zamanlarda yirmi yaşında olan A’ya   kanıp kaçmışlar, çocuk aklı işte ne kadar kızsan da fayda etmez. Kızları kaçtığında ailesi perişan olmuş, annesinin gözünün biri ağlamaktan kör olmuş, ama kız inadından geri dönmemiş. O zaman ailesi tek çareyi evlendirmek olarak görmüş ve evlendirmişler, A. ile C’yi. A. çok zengin bir ailenin çocuğu olduğu için evi, arabası kısacası her şeyi varmış. İlk ay güzel güzel geçinmişler daha sonraları A. C’yi azarlamaya başlamış, ikinci ayda ise dövmeye başlamış. Saçma sapan nedenlerden bile dövüyormuş, mesela neden gözümün içine bakmıyorsun, neden bu böyle neden şu şöyle gibi boş meselelerden. Ailesinin ısrarlarına rağmen dönmeyen C. bu sefer eve dönmek istese de ailesinin yüzüne bakmaya utandığından dönememiş. A. çocuğunu bile zorla yapmış, karısını döverek, eziyet ederek… C. çocuğunu ilk zamanlar aldırmak istese de aldıramamış. Çocuk bir yaşına bastığından beri A. çocuğunu hep dövmüş, bu yüzden kendi çocuğu bile ondan nefret etmiş. C’nin kısaca hayatı buydu. Şimdi onun güzelliğine gelelim: C. kumral saçlı, beyaz tenli, orta boylu, inci dişli, düzgün burunlu, güldüğünde dünyayı cennet bahçesine çeviren, güzellerinde güzeli, masum bir kadın. Onun güzelliği anlatılmakla bitmez fakat daha fazla anlatmayayım çünkü A. tuvaletten çıktı. Bu sırada C. ayağa kalkıp odadan çıkmıştı, göz yaşlarını ve yüzündeki, tokattan kaynaklanan kızarıklığı saklayarak yemeği hazırladı. O sırada A. sofraya oturarak “bir saattir çağırıyorsun salak kadın, halen daha yemeği hazırlamadın mı?” diye sesi yüksek bir şekilde sorunca çocuk ona diyor sanıp korkudan sıçradı. A. hafif gülümsedi. C. cevap vermedi, sofrayı hazırladı. Yemeyi yiyip hep beraber kalktılar. Çocuk kalkarken sandalyeyi yere sürtüp ses çıkarttığı için, A. çocuğun kafasına vurup “bir şeyi beceremiyorsun salak!” diyerek kızdı, çocuk koşarak odasına çıkıp sessizce ağlamaya başladı. Çocuğu öyle bir hale getirmişti ki iltifat etse -ki hiçbir zaman etmez- çocuk ağlamaya başlardı. A. odasına gidip üstünü değiştirirken “C. buraya gel çabuk!” diye bağırdı. Elindeki işi gücü bırakıp, A. kızmasın diye, o küçük narin ayaklarıyla merdiveni parmak uçlarında hızlı hızlı çıktı.  Odaya girdi “Efendim, ne oldu? “Dedi.  A. “Benim lacivert kareli gömleğim nerede?” diye soruyla cevapladı. “Dün yıkamam için bana verdin ya, bende yıkadım. Dışarıda kuruyor.” A. bu cevap üzerine “Bir günde nasıl kurumaz bir gömlek salak kadın?” C. “Bana bir daha hakaret edersen, evden kaçarım bir daha gelmem” dedi       . Bu sözü ne kadar söylese de çocuğunu bırakıp hiçbir yere gidemeyeceğini kendi de biliyordu. Fakat bu söz A’yı o kadar sinirlendirdi ki C’nin o cennetten bakıyormuş gibi bakan gözüne yumruk attı, o kadar sert atmış olmalı ki C. yere yığılıp kaldı. A’nın umurunda bile olmadı, üstünü giyinip dışarıya çıktı. C. bir iki saat sonra gözlerini açtı, eliyle başını okşadı. Ayağa kalktı ve aynaya baktı, gözündeki morluğu görünce, koşup odasının kapısını kapattı. Bağırarak, çığlık atarak ağlamaya başladı. Yüzündeki morluk kusur gibi görünse de güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Bir damla göz yaşına dahi ölünecek kadın, şimdi şelale gibi sesli ve sesli ve hiddetli bir şekilde ağlıyordu. Eğer C’nin her bir damla göz yaşı için bir insan ölseydi, emin olun dünyada insan kalmazdı. Neden bu kadar masum, narin, güzel, uğruna bir saniye bile düşünülmeden ölünecek kadınlar; gaddar, ahlaksız, edepsiz, cahil ve salak adamlarla evleniyorlardı sanki. Yastığıyla yüzünü kapatarak ağlamaktan yastık sırılsıklam olmuştu ki uykuya daldı. Uzun süre sonra bir sesle gözlerini açtı “yine o lanet adam mı geldi? Allah’ım o adamın bir daha yanıma yanaşmasına izin verme” diyerek yavaşça yataktan kalktı ve pencereye yürüdü, perdeyi hafif aralayarak baktı. Hiç kimse görünmüyordu. Pencereyi açtı, aşağı baktı, çocuğu yerde yatıyordu. Yukarıdan doğru uyku sersemliğiyle ve yumruğun getirdiği baş ağrısıyla ona seslendi “Oğlum kalksana yerde neden yatıyorsun?” dedi. Fakat çocukta hiçbir kıpırdama yoktu. Hemen koşarak aşağı indi, çocuğunun kafasından tutup kaldırmaya çalıştı, o sırada elinin ıslandığını fark etti, eline baktığında eli kan olmuştu, çocuğunun kafasına bakı içeriye doğru göçük bir şekilde kanıyordu. Bütün gücüyle bağırarak yardım istedi, duyan herkes geldi. C. “onun yüzünden öldü, bu çocuğu O, bu hale getirdi.” Gibi sözlerle bağırıyordu. Komşular onu sakinleştirmeye çalışıyordu, bir yandan telefonla ambulansı aradılar. Mahalledeki insanlar buradaydı, bir kişi eksikti o da çocuğun babası, C’nin sözde kocası A.  yoktu, o, pavyona gitmiş eğleniyordu. C’nin “Geberir inşallah da bir daha yüzünü görmem” dediği anda kulağı çınladı. Kulağını serçe parmağıyla karıştırarak eğlenmeye devam etti. Bir gün sonra cenaze işlemleri başladı, çocuğu gömerlerken C. insanlara çocuğunun yaşadığını gömmemelerini yalvar yakar söylediği için ve çocuğunu gömenlere engel olduğu için önce sakinleştirici verdiler daha sonrada akli dengesini kaybettiğini anladıklarında akıl hastanesine yatırdılar. Bir ay sonra A. vücudunda çıkan çeşitli yaralardan dolayı hastaneye gitti ve HIV virüsüne yakalandığını öğrendi, hastaneye çok geç geldiğin için kurtulma şansı yoktu. Her gece tanımadığı, güvenmediği hayat kadınlarıyla birlikte olduğu için normaldi. O kötü gün yani A’nın çocuğunun öldüğü günden beri eve gitmiyordu. Arkadaşlarından çocuğunun öldüğünü, karısının da akıl hastanesine yatırıldığını öğrendiğinde umurunda bile olmamıştı. İki ay sonra zil zurna sarhoş olup A. son kez geneleve gitti. Hiçbir kadın, A’nın iğrenç yaralarını -HIV virüsünden sonra çıkan yaralar-  gördüğünden dolayı onunla olmak istemedi. O günün gecesinde gözleri bulanıp, karnında bulantı, adımlarında aksaklı yürüyordu. Ayaklarında derman kalmayınca kendini ıssız bir sokağa attı ve kusmak için gittiği çöplükte yığılı kaldı. Issız bir çöplükte, vücudu çöplükten daha çok çürümüş ve daha çok kokmuş bir şekilde can verdi. Bir sene sonra C. iyileşti, K. adında bir adamla evlendi. Bir kız çocukları oldu ismini İ. koydular. K’nin C’ye o kadar iyi bakıyordu ki gören herkes kıskanırdı. K. C’ye her gün iltifatlar ediyordu, her ay ona hediyeler alıyordu. K. kızına da çok değer veriyordu. K. ile karısı C. kızlarına çok iyi terbiye ve ahlakla büyüttüler. C. o kadar mutluydu ki sanki cehennemde cezasını çekmişte şimdi cennette sefasını çekiyordu.

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
benim için değerlisin, kendine değer ver.
Görüşmek üzere… (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.)
EleştirmenAdam.

Paylaş:

24 Nisan 2018 Salı

Olunmaz - Şiir Denemesi


EleştirmenAdam - Olunmaz - Şiir Denemesi

Yazmayı bilerek,
yazar olunmaz.
Okumayı bilerek,
okur olunmaz.


Sevmeyi bilerek,
aşık olunmaz.
hacca giderek,
hoca olunmaz.


Kasapta çalışarak,
kasap olunmaz.
Neşter tutmayı bilerek,
doktor olunmaz.


Aşk acısı çekerek,
şair olunmaz.
kendini geliştirmeyerek,
gelişmiş olunmaz.


Mevla’yı bilerek,
mümin olunmaz.
Bol giyinerek, sakal bırakarak,
şeyh olunmaz.


Kendi derdine düşerek,
dertli olunmaz.
kitap yazarak,
aydın olunmaz.


İnsanları yanlış yola götürerek,
sanatkar olunmaz.
arkadan kuyu kazarak,
dost olunmaz.


Hayvanlara eziyet ederek,
insan olunmaz.
yere tükürerek,
eğitimli olunmaz.


Çok kitap okuyarak,
bilgili olunmaz.
geceleri uyumayarak,
zeki olunmaz.


Dosta küfür ederek,
samimi olunmaz.
nankörlük ederek,
haysiyetli olunmaz.


İsmin Sinan olmakla,
mimar olunmaz.
sadece zengin olmakla,
akıllı olunmaz.


Taklit ederek,
başarılı olunmaz.
insan seçerek,
terbiyeli olunmaz.


Çıplak gezerek,
medeni olunmaz.
Atalara saygı göstermeyerek,
milliyetçi olunmaz.


Yanlışı düzelterek,
medeni olunmaz.
inançlara söverek,
Adam olum olunmaz.


Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
Kendine değer ver, görüşmek üzere... (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.)
Paylaş:

23 Nisan 2018 Pazartesi

Feminist Yürüyüşü


Feminist Yürüyüşü

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü Eleştiri yazımda feminist görünümlü cahil insanları eleştireceğim. Hemen belirtmeliyim ki bu yazı Feministliği kötülemek amaçlı değil tam tersine Feministliği yanlış insanlar yüzünden yanlış tanıyan insanları bilgilendirmek için yazıyorum ve belirttiğim cahil insanları eleştireceğim, gerçek feministleri değil.

Öncelikle yazıya başlamadan önce Feminizm kelimesinin vikipedi açıklamasını yazmak istiyorum.

Feminizm: Feminizm, kadınların haklarını tanıyarak bu hakların korunması amacıyla eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasa yönelik muhtelif ideolojiler, toplumsal hareketler ve kitle örgütlerinden oluşan harekettir.
Şimdide size insanların Feminizmi nasıl bildiğini anlatayım: Erkek düşmanı, erkeksiz de yaşanabileceğine inanan, ev işi yapmayan, erkek gibi bıyık bırakabilen, hiçbir kılını kesmeyen gibi şeyler…

Fakat insanlar biri Feministliğin bu olmadığını açıklaması gerek. Şimdi sizlere bazı fotoğraflar gösterip onlar üzerinden eleştirilerimi yapacağım.

Feminist Yürüyüşü

Yukardaki pankartlardan da görebileceğimiz şekilde kadınlarımız Feminizmin gerçek anlamını bilmemekte, bu tür insanlar dünyada çocuklarında yaşadığını unutuyor. Çocukların psikolojileri bu tür pisliklerle kirleniyor, büyüyünce de bu pis psikolojiyle bir pisliğe dönüşüyor. Bu yüzden sadece ben varım dememeliyiz. Yukardaki pankartlar bir direniş, bir hak arayış değil aksine boş beleş, saçma sapan işlerdir.
Feminist Yürüyüşü

Kimin umurundaki senin haftada kaç kez orgazm olduğun? Ya da kim sana yapamazsın diyor da sen çıkıp isyan ediyorsun anlamış değilim. Bu pankartı kaldıran insanların psikolojilerini, neye hizmet ettiklerini çok merak ediyorum doğrusu.

Feminist Yürüyüşü

İnsan gibi direniş, hak arama varken neden kendine hakaret içeren bir pankartla gezip birde bunu marifet gibi görür ki insan.

Feminist Yürüyüşü

Bu yaptıkları çok mu doğru? Madem Feministsin insanlara güzel davranışlar göster ki Feministliğin değeri artsın, insanlar feministliği sizin sandığını gibi sanmasın. Ama bu insanlar olayı o kadar yanlış anlamış ki…

Feminist Yürüyüşü

İffetli olmak kötü bir şeymiş gibi yansıtmaları da ayrı bir konu, iffetli insana yapılan bir hakaret olarak görünebilir. Bu pankartları kaldıran insanların düşüncesindeki insan Eğitimsizdir. Açık ve net.
Feministlik erkek düşmanlığı değildir. Feministlik kadın haklarını savunur. Ama görüldüğü üzere hakkını aramaya çıkan ve gerçek bir Feminist olan çok az insan var. 

Feministlere ve kendini Feminist olarak gören insanlara önerim: bu tür eğitimsizlere yakışan hareketler yapmak yerine okuyun, araştırın, fikir edinin, yazın, çalışın ve insanlara yararı dokunan bir insan olunduğunuz zaman başarmış olacaksınız ve insanlar size saygı duymaya başlayacak. Fakat siz bu tür cehilce pankartlar kaldırdıkça, Feministliğin ne anlama geldiğini bilmedikçe hiçbir yere gelemezsiniz.

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
Benim için değerlisin, kendine değer ver. (Bu mesaj cinsiye, ırk, tercih, din ayırmaksızın bütün iyi insanlar için yazılmıştır.)
EleştirmenAdam.


Paylaş:

22 Nisan 2018 Pazar

Yoksul Çalgıcı Kitap İncelemesi


Yoksul Çalgıcı Kitap İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda yazarı GRILLPARZER olan Yoksul Çalgıcı kitabını inceleyeceğim. Keyifli okumalar dilerim.

Kitabın Adı: Yoksul Çalgıcı
Kitabın Yazarı: FRANZ GRILLPARZER
Sayfa Sayısı: 76
Yayınevi: Cumhuriyet (Cumhuriyet gazetesinin yanında verilmiştir.)
Önemi: Dünya Klasiği
Çevirenler: Basir Feyzioğlu – Şahap Sıtkı İlter

Kitabın Konusu

Diğer çalgıcılardan farklı, eski bir kemanla önünde notalar olsa da notalara bakmadan rastgele çalan Jacop’un ilginç hayatı. Jagop müzik sanatının notalara bakarak ezbere değil, içten, hissederek çalınması gerektiğini savunan bir adam. Kendi dünyasında hissederek çaldığı keman diğer insanlara kötü geldiği içinde para kazanamaz. Kısacası diğer insanlar tarafından dışlanmış dünyanın şartları yüzünden ciddi fakat mütevazi, ahlaklı bir insan olan Jacop’un hayatı.

Kitap Hakkında Düşüncelerim

Kitabı bitirdiğimde bizim Türk romanımız olan Kürk Mantolu Madonna kitabı geldi aklıma. Bu kitapta da Raif Efendi gibi, yaşlı, mütevazi, insanlardan uzak duran ve içine kapanık bir adam görüyoruz. Aynı şekilde Kürk Mantolu Madonna kitabındaki Raif Efendinin gizemini çözen Rasim gibi olan bir anlatıcı var o da Jacop’un farklı, ilginç ve beklenmedik hayatını öğreniyor. Jacop karakteri bazı yönlerden benim sanat anlayışıma yakın düşüncesi var, bende hissederek sanat yapmanın taraftarıyım fakat ünlü bestekarların: Mozart, Beethoven, Bach gibi büyük sanatkarların müziğini hissederek de çalınabilir yani önümüzdeki kağıtlara bakarak da hissedebiliriz. Bu kitap bir düşünce daha kazandırdı bana bu da insanların popülaritenin yanında olması, yani eğer bir kemanı aşkla, hissederek çalıyorsanız fakat tanınmıyorsanız kimsenin umurunda olmazsınız. Ama eğer sadece cızırtı da çıkartsanız popülerseniz ve tanınıyorsanız o zaman herkes sizin müziğinizi beğenir. Bu çoğu sanat dalının kötü talihsizliğidir. Fazlada lafı uzatmak istemiyorum, eğer Kürk Mantolu Madonna’yı beğendiyseniz bu kitabı da büyük ihtimalle beğeneceğinize eminim. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
Benim için değerlisin, kendine değer ver. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.)
EleştirmenAdam. 
Paylaş:

21 Nisan 2018 Cumartesi

Aşk Öyküsü | Deneme Yazısı


Aşk Öyküsü | Deneme Yazısı

Teknolojinin çok ilerlediği zamanlarda, artık insanlar yemek yapmıyor, onların yerine robotlar yemek yapıyordu. Dünyada çok az sayıda ağaç kalmış ve insanlar bu ağaçları koruyamıyorlardı. İnsanlar sadece ezbere evleniyor, kimse şarkı söylemiyor, hiç kimse ibadet etmiyordu. İnsanlar çalışmak yerine yan gelip yatıyorlardı. Hiç kimse kitap okumuyor, çocuklar dışarıda oyun oynamıyor, gençler toplaşıp gezmiyor, yetişkinler oturup sohbet etmiyorlardı. Şiir yazan, hikaye yazan ve hatta herhangi bir şey yazan bile yoktu. İnsanlar çok cahil ve çalışmadıklarına rağmen yorgun ve bitkindi. Sanat uğruna hiçbir şey yoktu, kısacası insanlar hissetmeyi unutmuştu. Bu tembel, umursamaz, hissetmez insanların arasında üç çok yakın arkadaş vardı; birincisi hafif kısa boylu esmer Zekeriya’ydı, ikincisi de hafif kısa boylu esmer adı ise Nurettin idi, üçüncüsü yani sonuncusu diğer arkadaşlarından uzun beyaz tenli Musa’ydı. Bu üç arkadaş her şeyin olmasa da bazı şeylerin farkındaydı. Düşüncelerini diğer insanlara anlattıklarında ayıplanıyorlar, bir sürü hakarete maruz kalıyorlardı. Aralarından adı Zekeriya olanı bir gün gizlice ağaç dikerken, toprağı eştiğinde üzeri toprakla pislenmiş bir kitap gördü. Bu yaklaşık on, on-beş yıldır görmediği bir şey olan kitabı büyük bir sevinçle ve içindeki sayfalara toprak bulaşmamış olmamasını dileyerek kitabı aldı. Kitabın kapağını eliyle sildi, kitabın adı “Aşk’tı”. Hemen kitabı saklayarak, ağacı dikti. Yoldan geçen insanlar onu görünce koşarak evine gidip odasına kapandı. Kitabı keyifle okudu. Her gün beş-altı kere okuyordu. Kitabın konusu kapağından da anlaşılacak üzere “Aşk” üzerineydi; sevgili aşkı, tanrı aşkı, doğa aşkı, kitap aşkı, yazma aşkı, yemek aşkı, sohbet aşkı, dost aşkı… gibi bir sürü konuyu barındırıyordu. Kitaptaki en sonuncu konu, eğer aşk kaybolsaydı ne olurdu? Soruna cevaben yazılmıştı. Zekeriya bu konuyu her okuduğunda gözünün önüne şu an yaşadığı dünya geliyordu. Aklına bir fikir geldi, arkadaşlarıyla bir buluşma ayarladı. Arkadaşları merak içinde, Zekeriya’nın aklındakileri sordu o da şuna benzer bir şekilde anlattı:” Geçenlerde fidan dikerken bu kitapla karşılaştım. Kitapta bir sürü aşk konusu var ve en sonda ise eğer aşk olmasaydı ne olurdu? Konusu var. Yıllardır şu anki dünyanın neden bu hale geldiğini düşünüp, tartışıp duruyoruz. İşte bu kitap bize söylüyor. Dünyamızın bu şekilde olması aşkın yok oluşundandır. Bugünden sonra bizim görevimiz: aşkı tekrardan canlandırarak, dünyanı eski haline döndürmektir.” Kitabı Nurettin’e verdi, okuduktan sonra Musa’ya vermesini söyledi. Bir hafta sonra, buluşup görev dağılımı yapmaları gerektiğini de ekledi. Böylece bu üç dost Aşk’ın ilkelerinden üçünü gerçekleştirmiş oldu: birincisi muhabbet etmek, ikincisi kitap okumak ve üçüncüsü paylaşmaktı. Ertesi gün, Zekeriya uyandığında çıktı, insanların bazılarının muhabbet ettiklerini gördü. Büyük bir zafer kazanmış gibi büyük bir zaferle tebessüm etti. Kitap okuyan birileri var mı diye merak etti. Koşarak bütün evlere bakındı, fakat kimse kitap okumuyordu. Demek ki daha demin gördüğü muhabbet eden insanlar sadece bir tesadüftü.  Koşmaktan bitap düşmüş bir halde eve gelip yatağına uzandı. Gözlerini kapadığı sırada hemen bir daha açtı. Alt katta oturan komşunun çocuğu sanki bir şey okuyormuş gibi geldi. Yatağından zıpladığı gibi koşarak hemen alt katın kapısına gidip, kapıyı çaldı. Çocuğun annesi kapıyı açtığı anda, Zekeriya hemen içeri daldı, çocuğun odasına koştu, çocuğun odasına girdiğinde derin bir “Oh” çekti. Çocuk kitap okuyordu. Çocuğun annesi telaşla “Ne oldu?” diye sordu. Zekeriya da çocuğun kitap okuduğunu duyduğunu ve çok beğendiği için geldiğini söyledi. Çocuk bir an durduktan sonra “İstersen okuyabilirsin, al” dedi. Zekeriya bir kez daha “Oh” çekti çünkü paylaşmakta, başarılı olmuştu. Çocuğun alnından öptükten sonra hızlıca evine çıktı, zafer kazanmış edasıyla yatağına uzanıp hayaller kurdu. Bir hafta sonra buluştuklarında, Nurettin arkadaşlarının elini sıkıp, sarılarak dünyaya Samimiyet ve Dostluk aşkını kazandırdı. Daha sonra herkes kendisi için hazırladığı yapacaklar listesini okumaya başladı. Musa anlatmaya başladı:” Ben şehrin meydanında saz çalarak insanlara müzik aşkını hatırlatabilirim.  Dedemin, dedesinden kalan tabloları sergileyerek sanat aşkını ve hissetmeyi hatırlatabilirim.” Nurettin devam etti: “Ben fıkralar anlatarak insanlara hem gülmeyi hem de düşünmeyi hatırlatabilirim, şarkı söyleyerek insanlara şarkının ne kadar güzel ve özgür olduğunu hatırlatabilirim. Şehrin dışındaki terkedilmiş hayvanları şehre getirerek insanlara tekrar hayvan sevgisinin ne olduğunu gösteririm. Musa ekledi: “Küçük yeğenlerimi sokakta oyun oynatarak, çocuklara oyunların verdiği zevki ve yetiştiriciliği tekrar kazandırabilirim.” Zekeriya anlatmaya başladı:” Bende öykü, hikaye yazarak yazma aşkını, insanların bilmediği konularda makaleler yazarak öğrenme aşkını, sokaklarda gezip gördüğüm her insana düşünce özgürlüğünü öğreterek özgürlük aşkını dünyaya kazandırabilirim.” Nurettin devam etti:” Ben anneme yemek yaptırarak yemek yapma aşkını ve ev yeme aşkını getirebilirim.” Musa ekledi: “üçümüz birden ibadethaneye giderek ibadet ettikten sonra Tanrı aşkını, ibadet aşkını, güven aşkını, sadakat aşkını, minnet ve şükür aşkını kazandırabiliriz.” Böylece üç arkadaş ertesi gün başladılar işlerini yapmaya böylece birlikte çalışma aşkını da beraberlerinde getirdiler. Her geçen gün dünya daha da güzelleşti. Güneş daha güzel ışıtmaya başladı, içekler açmaya, yeşillik alanlar çoğalmaya başladı hatta insanlar spor yapmaya bile başladı. Diğer aşklar kendiliğinden gelmeye başladı, kelebekler ve arılar çiçekten çiçeğe konmaya başladı. Kocaman gökdelenler yıkılmaya yerine daha küçük fakat daha samimi olan evler yapılmaya başladı. İnsanlar artık sabahları uyanıp kahvaltı yapar, çiçeklerini sular komşularını ziyaret etmeye başladı. Gençler; kitap okur, aralarında tartışır, kendi fikirlerini ve kendi düşüncelerini beyan etmeye başladılar. Okullar tekrar açıldı çocuklar okuma yazma öğrenmeye başladılar. Göl, dere kenarlarında çocuklar ve gençler gezip şarkılar söylemeye başladılar. Kısacası hemen hemen her şey düzeldi, düzelmeye de devam etti. Üç arkadaş tekrar toplanmış; çok önemli, çok yüce bir “Aşk” daha vardı, fakat hiçbirinin aklına gelmiyordu. Zekeriya, Musa’ya en son kitap ona verildiği için kitabın yerini sordu. Musa kitabı kütüphaneye bıraktığını söyledi. Zekeriya kitabı bulmak için kütüphaneye gitme kararı aldı. Yola çıktı, kütüphaneye vardı, içeriye girdi. Kitabı ne kadar arasa da bulamadı. En son umudunu kaybetmiş bir şekilde son defa bakınırken, rafta kitabı görmüş hızlıca koşarak kitabın yanına gidip, kitabı alırken bir kız sesi: “O kitabı çok aradım, eğer mümkünse bana verir misiniz?” dedi. Kızın bu hoş ve rahatlatıcı sesini duyan Zekeriya arkasını döndüğünde kızla göz göze geldi ve kalbi hızlıca atmaya başladı, aynı şekilde kızında kalbi hızlıca atmaya başladı. Uzun süre bakıştıktan sonra Zekeriya kıza ilk görüşte aşık olduğunu itiraf etti. Kızda onunla aynı fikirde olduğu için yani Zekeriya’ya aşık olduğu için en önemli aşkı da dünyaya kazandırdılar. Dışarıda bir yerde oturup sohbet etmeye başladılar. Zekeriya, kıza o kitabı neden uzun süredir aradığı sordu, kız da başladı anlatmaya: “Babam bu dünyayı şuan ki haline bu kitap sayesinde başarabileceğine inanıyordu. Fakat kanser oldu ve çok fazla yaşayamayacağı için bu kitabı bana verdi ve ben başaramadım ama sen başaracaksın kızım dedi. Fakat babam öldükten sonra Annem kitabı dışarıya fırlattı, tam kitabı alacakken sokak hayvanlarından biri kitabı ağzına alıp kaçtı.” Zekeriya o kitabın oraya nasıl geldiğini şimdi anladı. Kızı eve bırakmak istedi, kız kabul etti. Kızı evinin kapısına kadar götürdü, kız eve girmeden önce Zekeriya’ya sımsıkı sarıldı, işte o zaman yaklaşık on beş senedir yağmayan yağmur yağmaya başladı. İki aşık, Tanrının aşk ile yağdırdığı bu yağmurun altında sırılsıklam oldular. Kız eve girdi, Zekeriya yağmurun tadını çıkara çıkara sevgilisini düşüne düşüne eve gitti.
Bu arada kızın adı “Aşk’tı.”

Okuduğun için teşekkürler, kendine iyi bak.
Aşk ile kal… (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.)
EleştirmenAdam.

Paylaş:

20 Nisan 2018 Cuma

Rezervuar Köpekleri Film İncelemesi


Rezervuar Köpekleri Film İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda senaristi Quentin Tarantino olan Rezervuar Köpekleri İngilizce ismiyle Reservoir Dogs filminin incelemesini yapacağım. Keyifli okumalar dilerim.

Filmin Adı: Rezervuar Köpekleri
Filmin Orijinal Adı: Reservoir Dogs
Tür: Polisiye, Gerilim
Ülke: ABD
Filmin Yönetmeni: Quentin Tarantino
Filmin Senaristi: Quentin Tarantino, Roger Avary
Filmin Süresi: 1 Saat 39 Dakika
Gösterime Gi,riş Tarihi: Mayıs 1993 (Türkiye)
Imdb Puanı: 8,3/10
Beyazperde Imdb Puanı: 4,3/5
Sinemalar.com Imdb Puanı: 8,4/10
Imdb Top 250 Sırası: 75

Filmin Konusu

Büyük bir soygun yapmak için bir araya gelen ekip, birbirlerinin ismini bile bilmeyen bir ekipten oluşuyor. Soygun sırasında polislerin tahmin ettiklerinden daha hızlı gelmesi sonucunda ortalık kan gölüne döner ve kurtulanlar daha önce soygun sonrası buluşma yeri olarak belirlediği yere gelir. Buraya gelen adamlar aralarında bir köstebeğin olduğuna kanaat getirirler. Bu sırada ki gerilim ve psikolojik baskı kendi aralarında bir savaşa dönüşüyor.

Film Hakkında Düşüncem

Filmleriyle kendi tarzını yaratmış olan Quentin Tarantino’dan yine kendi tarzında bir film. Daha önce izlediğim filmlerini de beğenmiştim. Bütün filmlerinde diğer filmlerde olmayan aykırı fakat güzel bir anlatımı var. Bu filmin çoğu sahnesi sadece bir depoda geçse de sıkılmadan izleyeceğiniz ve izlerken acaba kim? Diye kendi kendinize soracağınız bir film. Filmin içinde ufakta olsa Dramda var ve filmi daha da güzel, daha da akılda kalıcı yapmış. Bütün sinema severlere ısrarla tavsiye edeceğim bir film.
Filmi izleyeceklere şimdiden iyi seyirler dilerim.

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
Benim için değerlisin, kendine değer ver. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.)
EleştirmenAdam.

Paylaş:

19 Nisan 2018 Perşembe

LGBT ONUR YÜRÜYÜŞÜ


LGBT ONUR YÜRÜYÜŞÜ

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Uzun zamandır Eleştiri yazısı paylaşmıyorum. Aslında çok konu olmasına rağmen birazcık ara vermek istedim eleştirmeye fakat konular gözüme o kadar çarptı ki artık tekrar başlamalıyım dedim. Bu Eleştiri yazımda değineceğim konu LGBT Onur Yürüyüşleri. Başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki birazdan eleştireceğim konu LGBT olan insanalar değildir. Onların arasındaki cahiller ve ahlaksızlardır. Zaten yazıyı okuduğunuzda da neyden bahsettiğimi anlayacaksınız.

Önce fotoğrafları gösterip sonra o fotoğraf üzerinden yorum yapacağım iyi okumalar dilerim.

LGBT ONUR YÜRÜYÜŞÜ

Ben inanıyorum ki LGBT olan insanlar kendi seçimleriyle olmuyor. Bu yüzden onlardan nefret etmiyorum, fakat hak aramak asla bu şekilde olmamasına inanıyorum. Kim olursa olsun isterse benim haklarımı da savunsun bu şekil çevreye kötü görüntü göstererek, soyunarak, cinsel içerikli terbiyesizce pankartlar kaldırarak, erkek erkeğe öpüşerek ya da kız kıza öpüşerek ve her türlü pisliği yaparak benimde haklarımı protesto amaçlı yürüyüş yapıyorsa istemem kalsın…

LGBT ONUR YÜRÜYÜŞÜ

Bir topluluğun size saygı duyması için sizin de aynı şekilde ona saygı duymanız gerekir. Eğer siz onlara saygı duyduğunuzda onlar size saygı duymuyorsa o onların onursuzluğudur. Fakat LGBT yürüyüşündeki bazı insanlar dünyanın kuruluşundan beri olan bir topluluğa saygısızlık edip buna da “Onur Yürüyüşü diyorsa” kendileriyle çelişkiye düşmüş olur.

LGBT ONUR YÜRÜYÜŞÜ

Bu arkadaşların bu pankartı kaldırmalarını tam anlamıyla cahil olmalarına yoruyorum. Nedenini soruyorsanız: Lut kavmi sadece LGBT değildi aynı zamanda akrabalarına, küçük kızlara, hayvanlara da tecavüz ediyordu ve ilişkiye giriyorlardı. Eğer hadi lan oradan diyorsanız: Lut kavminden kalma kalıntılara internetten ulaşabilirsiniz. Bu arkadaşlar da eğer akrabalarına, kız kardeşlerine ve hayvanlarla ilişkiye giriyorlarsa o zaman tam yerinde olmuş diyebilirim.

LGBT ONUR YÜRÜYÜŞÜ

Bu fotoğrafta da göründüğü üzere çoğu insanın olduğu heteroseksüelliğe bir kusur olarak gördüğünü yansıtan bir pankart var. LGBT olan bir insanı kusur olarak görülmeyeceği gibi aynı şekilde heteroseksüel insanı da kusur olarak görünmemeli, eğer saygı istiyorsan saygı duy.

Yukarıda attığım fotoğraflar en iyi seviyedeki fotoğraflardı, daha fazlasını görmek için google’ye LGBT onur yürüyüşü yazarsanız ve görsellere girerseniz daha fazlasını görebilirsiniz.

Bu şekilde yürüyüşler yaparak bir yere gelinemez. Size normal gelen bu hal ve hakaretler bana terbiyesizce ve ahlaksızca gelebilir. Ve eğer heteroseksüeller kalkıp LGBT’ye hakaret edici protestolar yapmıyorsa sizde yapamazsınız.

Bence insanlar bu tür boş işlerle uğraşmamalı, cinsiyet, ırk, yaş, tercih (diğer insanların özgürlüğünü kısıtlanmadığı sürece) ayrımı yapmamalı. Haklarını aramak için de bu tür yollara baş vurmamalı. Okumalı, araştırmalı, yazmalı, çalışmalı ve kendini geliştirmeli ki bir yerlere gelebilsin. Bu tür şeyler yaparak kimsenin size saygı göstermesini ummayın. Saygı duyulacak bir şeyler yapın. İnsanların yararına olacak bir şeyler. O zaman insanlar kalkıp size kötü davrandığı için utansın, “HELAL OLSUN BE!” desin.

Bu yazımda başta da belirttiğim gibi okuyan, araştıran insanlara yararı olan LGBT’lere değil, hiçbir saygı duyulacak bir şey yapmadan saygı bekleyenleredir.

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
Benim için değerlisin, kendine değer ver. (Bu mesaj cinsiye, ırk, tercih, din ayırmaksızın bütün iyi insanlar için yazılmıştır.)
EleştirmenAdam.


Paylaş:

18 Nisan 2018 Çarşamba

Taaşuk-ı Talat ve Fitnat Kitap İncelemesi


Taaşuk-ı Talat ve Fitnat Kitap İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü inceleme yazımda ilk yerli roman olan ve yazarı Şemsettin Sami olan Taaşuk-ı Talat ve Fitnat kitabını inceleyeceğim.

Kitabın Adı: Taaşuk-ı Talat ve Fitnat
Kitabın Yazarı: Şemsettin Sami
Sayfa Sayısı: 140
Yayınevi: Say Yayınları
Önemi: İlk yerli roman / 100 Temel Eser
Günümüz Türkçesine Çeviren: Nuriye Bilici

Kitabın Arka Kapağındaki Açıklama ve Konusu

Modern anlamdaki ilk geniş kapsamlı Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türki’nin de yazarı olan Şemsettin Sami, Tanzimat edebiyatının en önemli yazarlarından biridir.
Görür görmez aşık olduğu kadın uğruna, ona biraz daha yakın olabilmek için, kadın kılığına girmeyi dahi göze alan Talat ile, yıllardır evden dışarı adım atmasına izin verilmeyen Fitnat arasındaki aşk hikayesini konu edinen Taaşuk-ı Talat ve Fitnat, pek çok çevre tarafından Türkçe yazılmış ilk roman olarak kabul edilirken, dönemin kadın-erkek ilişkilerini ve geleneklerini betimlemesi bakımdan da dikkat çekicidir.


Kitap Hakkında Düşüncelerim

Kitap çok güzel ve tamamen anlaşılacak bir şekilde günümüz Türkçesine çevrilmiş. Okurken sanki olayın geçtiği yerdeymişsiniz gibi hissedeceğiniz, karakterlerin duygularını çok güzel ve derin bir şekilde anlayacağınız bir eser. Gayet akıcı, elinize alıp tek seferde okuyabileceğiniz bir kitap. Ustaca yazılmış, kitabın sonunda şaşıracağınız bir konuya sahip ve anlatımı zekice olduğu için okurken, kitabı bitirdiğinizde derin bir zevk duyacağınıza eminim. Kitap çok eskiden yazılmış da olsa şu anki çıkan kitapların çoğundan daha kaliteli, daha keyifli, daha anlamlı ve daha zekicedir. Bütün edebiyat sevenlere yürekten tavsiye ettiğim ve kesinlikle okuyun diyebileceğim bir kitap. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.

Paylaş:

17 Nisan 2018 Salı

Olağan Şüpheliler Film İncelemesi


Olağan Şüpheliler Film İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda Olağan Şüpheliler orijinal adıyla The Usual Suspects filmini inceleyeceğim. Keyifli okumalar dilerim.

Filmin Adı: Olağan Şüpheliler
Filmin Orijinal Adı: The Usual Suspects
Filmin Yönetmeni: Bryan Singer
Tür: Dram, Gizem, Suç
Filmin Süresi: 1 saat 48 dakika
Türkiye’de Vizyona Giriş Tarihi: 15 Aralık 1995
Imdb Puanı: 8,6/10
Sinamalar.com Imdb Puanı: 8,7/10
Film İzle Imdb Puanı: 8,8/10

Beyazperde İmdb Puanı: 4,5/5


Filmin Konusu

Polisler San Pedro’da patlayan bir gemiden 27 ceset ve 91 milyon para bulurlar. Bu olayı araştıran ajan David Kuja gemiden bir Macar terörist ve Verbal Kint adında bir adamdır. Verbal Kint’i sorguya çekerler ve o da 6 hafta öncesinden, 5 birbirinden iyi suçlunun nasıl bir araya geldiğini ve olayların nasıl geliştiğini anlatır. Sorgu bittiğinde akılda tek bir soru kalır: “Kaizer Soze” kimdi? Ve film sonunda kimin daha aptal olduğunu anlayacaksınız.

Film Hakkında Düşüncelerim

Uzun süredir izlemeyi ertelediğim bir film, sonunda izlemek nasip oldu. Dönüm noktasını sonunda olan filmlerden bir film Olağan şüpheliler. İzlerken beyninizi çalıştıracağınız türden bir film, film sonunda “Vay be!” diyeceğiniz bir senaryo. Başarılı bir film Imdb top 250 listesinde 26. Sırada, fakat daha yükseklerde olması gerektiğini düşünüyorum. En azında ilk 15’te falan olması gerekiyor. Eğer sinema sever bir insansanız ve bu filmi izlemediyseniz, hemen açıp izlemenizi öneriyorum. İzleyeceklere şimdiden keyifli izlemeler dilerim.

Replikler

“Kimsesi olmayan kişi ihanete uğramaz”

Ajan Quinn: Kayser Soze’den korkuyor musun?
Verbal Kint: Keaton bir keresinde “Tanrı’ya inanmam ama ondan korkarım” demişti. Ben Tanrı’ya inanıyorum ve beni korkutan tek şey Kayser Soze…

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak. (Bu mesaj sadece iyi insanlar içindir.) EleştirmenAdam.
Paylaş:

16 Nisan 2018 Pazartesi

Yanlışlıklar Gecesi Kitap İncelemesi


Yanlışlıklar Gecesi Kitap İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda Oliver Gold Smith’in Tiyatro oyunu olan Yanlışlıklar Gecesi kitabıdır. Keyifle okuyabileceğiniz, okurken güleceğiniz, şaşıracağınız zamanınızı boşa harcamayacak bir kitap, keyifli okumalar.

Kitap Adı: Yanlışlıklar Gecesi
Yazar Adı: Oliver Gold Smith
Sayfa Sayısı: 114
Tür: Tiyatro
Çeviri yapanın adı: Ali Rıza Seyfi
Yayın evi: Cumhuriyet (Galiba başka bir yayın evi yok)

Kitabın Konusu

Saygın bir adamın kendi kızını eski bir dostu olan adamın oğluyla evlendirmek istemesi ve çocuğun babası çocuğunu, saygın adamın evine yollaması üzerine başlıyor. Çocuk evi bulamaması üzerine bir yere adres sormak için giriyor. O sırada orada saygın adamın ikinci karısının yaramaz çocuğu da oradadır ve kendi evlerine yollayıp orasını han olarak tanıtır. Onlar da gidecekleri evi han sanıp saygın adama kötü davranır ve saygın adamın kızını beğenmez, kızda hizmetçi kıyafetleri giyip onu etkilemeyi başarır.

Kitap Hakkında Düşündüklerim

Kitabın konusu karışık gelebilir -ki kitap da böyle. Kitap Shakespeare’in Yanlışlıklar Komedyasına benziyor tür olarak. Tek seferde sıkılmadan okuyacağınızı sanıyorum, çünkü kitap baya eğlenceli. Tiyatro okumayı sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitaptır. Kitabı cumhuriyet gazetesinden başkası basmadığından kitabı şu anda sıfır olarak satın alamazsınız ama aşağı bırakacağım linkten ikinci el alabilirsiniz veya biraz daha araştırırsanız pdf ya da sıfırını da bulabilirsiniz.
İkinci El Kitap: TIKLA

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.

Paylaş:

15 Nisan 2018 Pazar

Dare Mo Shiranai (Nobody Knows) Filmi İncelemesi


Dare Mo Shiranai (Nobody Knows) Filmi İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda Kimse Fark etmiyor, İngilizce adıyla Nobody Knows ve orijinal adıyla Dare Mo Shiranai filmini inceleyeceğim.

Filmin Adı: Kimse Fark Etmiyor
Filmin Orijinal Adı: Dare Mo Shiranai
Filmin Türü: Dram
Filmin Yönetmeni: Hirakazu Koreeda
Filmin Süresi: 2 Saat 21 Dakika
Imdb Puanı: 8,1/10
Sinemalar.com Imdb Puanı: 8/10
Beyazperde Imdb Puanı: 3,3/5

Filmin Konusu

Babaları farklı 4 kardeş, hayat kadını olan anneleriyle birlikte kaçak yaşıyorlar. Anneleri bir gün onları bırakıp gittiğinde en büyükleri olan Shigeru onlara bakmaya başlar, annesinin ara sıra gönderdiği paralarla yiyecekler alıp onlara bakar. Fakat her geçen gün hayatları daha güçleşir ve daha da kötüleşir.

Film Hakkında Düşünlerim

Dram filmlerini sevdiğimden dolayı benim için harika bir film. İzlediğinizde pişman olmayacağınız, zamanınızın çalındığını hissetmeyeceğiniz güzel bir yapıt. Oyuncuların küçük olmasına rağmen muhteşem bir oyunculuk sergilemişler. En çok beğendiğim oyuncu ise kardeşlerin en küçüğü olan Yuki. Onu her gördüğümde ekrandan elimi geçirip sevesim geldi. Kısaca Dram filmi seven insanı drama doyuracak bir film. İzleyecek olanlara şimdiden keyifli izlemeler.

Okuduğunuz için teşekkür ederim, kendine iyi bak. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.

Paylaş:

14 Nisan 2018 Cumartesi

Yaşlılık ve Dostluk Kitap İncelemesi


Yaşlılık ve Dostluk Film İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda yazarı CICERO olan Yaşlılık ve Dostluk kitabını inceleyeceğim. Keyifli okumalar dilerim.

Kitabın Adı: Yaşlılık Ve Dostluk
Kitabın Yazarı: CICERO
Çevirenler: Dr. Ayşe Sarıgöllü – Türkan Tunga (Latinceden Çevrilmiştir)
Yayınevi: Cumhuriyet (Cumhuriyet gazetesi yanında verilmiştir.)
Sayfa Sayısı: 127

Kitabın Konusu

Yaşlılığı gençlik zevklerinden kopardığı, yaşlılığın elden ayaktan kestiği, yaşlıların hiçbir iş yapamayacağını söyleyenlere Cato’nun azından cevap ve yine insanlar tarafından bilge görünmüş Laelius’tan dostluğun tanımı.

Kitap Hakkında Düşüncelerim

Eğer kendinizi yaşlı hissediyorsanız mutlaka okumanız gerekir bu kitabı, o kadar bilgece bir anlatış var ki hayran olacaksınız, belki de kendiniz için başucu kitabı yapıp kendinizi her yaşlı hissettiğinizde açıp okuyacaksınız. Aynı şekilde dostluğun tanımına da hayran olacağınıza eminim. Kitap’ta o kadar bilgece sözler var ki not almaktan kitabı okuyamayacaksınız diye bilirim. Çoğunlukla yetişkin insanların okuması gereken bir kitap. Sizde kitaplardan ders çıkartmak ve kendinizi dostluk ve yaşlılık konusunda daha bilgili yapmak istiyorsanız tam size göre bir kitap. Okuyacaklara şimdiden iyi okumalar dilerim.

Alıntılar

“Şurası kesindir ki hiçbir maddi zevk, manevi zevkten üstün değildir.”
“Bence altın sahibi olmak değil, altın sahibi olan insanlara egemen olmak onurlu bir şeydir.”
“Öleceğimiz kesin; kesin olmayan bir şey varsa, o da bugün ölüp ölmeyeceğimizdir.”
“Dostluğun gücü özellikle şundan anlaşılabilir: Doğanın insanları bir birlerine yaklaştırıp oluşturduğu sayısız insan toplulukları içinde dostluk, o denli sıkışmış, o denli dar bir alana sığınmıştır ki ancak iki ya da birkaç kişi tam bir sevecenlikle birbirine bağlanır.”
“İyi günlerinde senin kadar sevinecek biri olmasaydı mutluluğundan ne zevk alırdın? Öte yandan, kara günlerinde senden çok üzülecek bir dostun olmasaydı, o günlere katlanmak güç olurdu.”
“Dostluk mutlu günleri daha aydınlık yapar, yıkımları dağıtıp paylaşarak hafifletir.”
“Utanç verici bir şeyi istememeyi, istendiği zamanda yapmamayı dostluğun kutsal bir yasası olarak kabul edelim.”
“Hem iyi hem kötü günde ciddi, direngen, değişmez bir dostluk gösteren insanın pek seyrek, tanrılaşmış gibi bir soydan geldiğine inanmalıyız.”
“Biri göğe yükselip evreni ve yıldızların güzelliğini seyretseydi, bu seyir ona hoş gelmeyecekti, ama yanında, gördüklerini anlatacak bir dostu olsaydı, bundan çok hoşlanacaktı.”
“Kimileri için, acı sözlü düşmanları, yumuşak görünen dostlarından daha çok işe yarar; düşmanları çok kez doğruları söyler, ötekiler hiçbir zaman.”
Okuduğun için teşekkürler, kendine iyi bak.
benim için değerlisin, kendine değer ver. (Bu mesaj sadece iyi insanlara yazılmıştır.)
EleştirmenAdam.
Paylaş:

13 Nisan 2018 Cuma

Eylül Kitap İncelemesi


Eylül Kitap İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda Mehmet Rauf’un yazdığı ve ilk psikolojik roman olan EYLÜL kitabını inceleyeceğiz. Bütün edebiyat sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.

Kitap Adı: Eylül
Yazar Adı: Mehmet Rauf
Türü: Roman, Edebiyat, Türk Klasikleri
Sayfa Sayısı: 365
Yayın evi: İnkılap Yayın evi

Kitabın Konusu

Bir kadınla, kocasının yakın arkadaşı olan bir adam arasında yaşanan yasak aşk ve bunlardan habersiz kocanın ruhsal durumları, kadının ve erkeğin toplumsal rolleri çarpıcı bir şekilde anlatılmaktadır. Yasak aşkın heyecanı, imkansızlığı, şüpheler, kıskançlıklar, vicdan azapları, öfke ve tutku, “Kadınlık” ve “Erkeklik” halleri… kaderimizi biz mi seçeriz yoksa çevremizdekiler mi? ya da kaderin önüne geçilemez mi? (KİTABIN ARKASINDAKİ AÇIKLAMA)

Kitap Hakkında Düşüncelerim

Türk okurlarının ve kendini geliştirmek isteyen insanların bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum. Kitabın konusuna bakarak ön yargıyla bakmayın, ön yargılarınızı kırıp kitabı okuyarak içinden kendinize ders çıkartın. Kitaptaki karakterlerin psikolojilerini her ayrıntıyla her ince detayına vararak anlatarak okuru da sanki o psikolojideymiş gibi hissettiriyor. Ayrıca kitap Türk edebiyatının: ilk psikolojik romanı olduğu için ayrı bir değeri var. Sonu aklınızdan çıkmayacak bir kitap. Bu önemli ve okunması gerekli eseri okumanızı tavsiye ediyorum. Kitabı okuyacaklara şimdiden iyi okumalar dilerim.

KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.
Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.
Paylaş:

12 Nisan 2018 Perşembe

Guguk Kuşu Filmi İncelemesi


Guguk Kuşu Filmi İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda Guguk Kuşu yani orijinal adıyla One Flew Over the Cuckoo's Nest filmini inceleyeceğim. Keyifli okumalar.

Filmin Adı: Guguk Kuşu
Filmin Orijinal Adı: One Flew Over the Cuckoo's Nest
Tür: Dram
Ülke: ABD
Filmin Yönetmeni: Milos Forman
Filmin Süresi: 2 Saat 9 Dakika
Imdb Puanı: 8,7/10
Sinemalar.com Imdb Puanı: 8,7/10
Beyazperde Imdb Puanı: 4,5/5

Filmin Konusu

Bazı suçlardan dolayı ceza evinde tutuklu olan Randle P. McMurphy tutuklu olduğu ceza evinde deli taklitti yaparak deli hastanesine teşhis için yollanır. Randle P. McMurphy tımarhanede hastaların morallerini düzelterek onları eğlendirerek ve değer vererek onların sevdiği kişi halini alır. Bu durumdan rahatsız olan hemşire Ratched dikkatini onun üzerinde tutar. Randle tımarhanede edindiği arkadaşlarına çeşitli faaliyetler yaptırarak iyileşme yolunda götürürken onu engellemek isterler.

Film Hakkında Düşüncelerim

İzleyerek ders çıkartabileceğiniz bir film daha karşınızda. Filmin konusu güzel, oyuncuların yetenekleri ve oynayışları daha da güzel. Deli hastanesindeki insanların daha çok delirmesine hatta sağla bir insanı bile nasıl deli ediyorlar, görmek için bu filmi izlemeniz gerekiyor. Randle tımarhanedeki delilerin aslında deli olmadığını ve tımarhanede durarak daha çok delirdiklerini gösteriyor. Sistemi anlatan, insanın gözünü açan bir yapıt. Eğer sinema severseniz mutlaka izlemeniz gereken bir film. Imdb top 250 listesinde 16. Sırada. İzleyeceklere şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Replikler

“Denedim. Pes etmeden önce, hiç olmazsa denedim. Bu kadar da yeter.”

“Şimdi kalkmışlar bana delisin diyorlar. Neymiş efendim, lanet bir bitki gibi yerimde durmuyormuşum. Bu bana çok anlamsız geliyor. Eğer delilik buysa… o zaman ben kafayı yemişim, zıvanadan çıkmışım, tırlatmışım. Ama ne çoğu, ne de azı. ”

“-Başkalarıyla geçirilen zaman, çok iyileştiricidir. Oysa yalnız başına kara kara düşünmek yalnızca kopukluk hissini arttırır.
-Yani demek istiyorsunuz ki, kendi başına olmayı istemek hastalıktır?”

“Ne yani, hepiniz durmadan buranın dayanılmazlığının yakındığınız halde, dışarı çıkacak kadar yüreğiniz yok mu? …Tanrı aşkına, siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Deli falan mı? Değilsiniz işte. Değilsiniz! Sokakta dolaşan ortalama gerzeklerden daha deli değilsiniz… ”

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak. (Bu mesaj sadece iyi insanlar içindir.) EleştirmenAdam.
Paylaş:

11 Nisan 2018 Çarşamba

12 Kızgın Adam Film İncelemesi


12 Kızgın Adam Film İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda: 12 kızgın adam yani orijinal adıyla 12 Angry Man filmini inceleyeceğim keyifli okumalar dilerim. Ayrıca şunu da ekleyeyim film siyah/beyazdır.

Filmin Adı: 12 Kızgın Adam
Filmin Orijinal Adı: 12 Angry Man
Filmin Türü: Dram, Suç
Filmin Yönetmeni: Sidney Lumet
Ülke: ABD
Filmin Süresi: 1 Saat 35 Dakika
Türkiye’de Vizyona Giriş Tarihi: Nisan 1960
Imdb Puanı: 8,9/10 (5. Sırada)
Sinemalar.com Imdb Puanı: 8,9/10
Beyazperde Imdb Puanı: 4,6/5
Film İzle Imdb Puanı: 9,1/10

Filmin Konusu

Amerika’nın pis ve çoğu suçun olduğu bir mahallede babasını öldürme suçuyla bir çocuğu suçlarlar. Cinayet bıçağı, cinayet işlenen odada bulunur. Ve çocuğun babasını öldürürken gördüğünü iddia eden birçok tanık vardır. 12 Jüri üyesi karar vermek için bir odaya geçerler. Jüri üyelerinin 11’i suçlu derken aralarında adı Davis olan bir adam suçsuz der. Neden suçsuz olduğunu anlatırken, diğer jüri üyelerini de kendi tarafına çekmeye çalışır.

Film Hakkında Düşüncelerim

Dram filmi olmasına rağmen öyle güzel sahneler var ki, gülmekten kendinizi alamayacaksınız. Çok zekice bir senaryosu olan bir film. İzlerken Davis’in sunduğu nedenleri duydunuz da tebessümlerinizi durduramayacaksınız. İzleyip ders çıkarılması gereken bir film daha, ayrıca sinema severseniz filmi izlemenizi tavsiye ederim. Imdb top 250 listesinde 5. Sıradadır. İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler.

Replikler

Bir hiç olmak çok üzücüdür beyler. İnsanlar hep aranmak ister, dinlenmek ister, hayatta bir kez de olsa önemli olmak ister.
Olayı nereye çekerseniz çekin, önyargı gerçeği hep saklar.
“Suçlu olduğunu söyleyen 11 oy vardı. Elimi kaldırıp bir çocuğun ölüme göndermek benim için pek kolay değil.”

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.
Paylaş:

10 Nisan 2018 Salı

Yahudiler Kitap İncelemesi


Yahudiler Kitap İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda Lessing’in Yahudiler adlı Tiyatro kitabını inceleyeceğim. Bu kitap ön yargılarınızı kırmaya yardımcı olacak bir kitap, eğer sizde kitaplardan ders çıkarılması gerektiğini düşünüyorsanız, bu kitabı size öneriyorum. Keyifli okumalar.
Kitap Adı: Yahudiler
Yazar Adı: Lessing
Sayfa Sayısı: 38
Tür: Tiyatro
Yayın Evi: Cumhuriyet (Galiba başka yayın evi yok bu yüzden pdf olarak okuyabilirsiniz linkini alta bırakacağım.)

Kitabın Konusu

Zengin beyi Yahudi’ye benzeyen iki kişinin soymaya çalışırken, yoldan geçen bir adamın zengin beyi kurtarmasıyla başlıyor. Zengin beyin canını kurtaran adamı, zengin bey evine davet eder. Zengin bey kendini Yahudilerin soymaya çalıştığını söyler hizmetçileri de aynı şekilde onu destekler. Fakat kimse zengin adamın hangi dinden olduğunu bilmiyordu, kendi hizmetçisi bile.

Kitap Hakkında Düşüncelerim

Kitabın sonu çok hoşuma gitse de biraz tuhafıma gitti, zengin adam, canını kurtaranın hangi dinden olduğunu bilmeden önce kızını onla evlendirmek istiyordu fakat öğrendikten sonra sanki bu imkansızmış gibi vazgeçti. Kitap ön yargılarınızı kırmada yardımcı olacak bir kitap, ders çıkarmak istiyorsanız ve hayatınıza bir şeyler katmak istiyorsanız bu kitap sizler için veli nimet diyebilirim. Güzel bir tiyatro oyunu küçükten büyüye herkesin okumasını hatta okullarda derslerde ön yargıyı kırma amaçlı kullanılması gerekiyor.
Şimdiden kitabı okuyacaklara iyi okumalar dilerim.
Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.

Paylaş:

9 Nisan 2018 Pazartesi

Yabanlar Kitap İncelemesi


Yabanlar Kitap İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda Carlo Goldoni’nin yazdığı Yabanlar adlı Tiyatro oyununu inceleyeceğim. Bu eserde yine okuyup içinden ders çıkarılması gereken, küçükten yaşlıya herkesin okuması ve okullarda ders olarak verilmesi gereken eserlerden olduğuna inanıyorum.
Kitap Adı: Yabanlar
Yazarın Adı: Carlo Goldoni
Sayfa Sayısı: 109

Türü: Tiyatro
Yayınevi: Cumhuriyet (Kitabın başka basımı yok galiba alta bırakacağım linkten kitabı ikinci el olarak alabilirsiniz.)

Kitabın Konusu

Karısının ve kızının güzel giyinmelerine, dışarıya gitmesine izin vermeyen ve eve misafir gelmesinde hoşlanmayan geldiğinde ise misafirle konuşmalarını yasaklayan ve odalarına yollayan bir adam ve onun kafasında arkadaşlarının hikayesi. Bu adamların karılarının bir akşam yemeğinde onların arkasından oyun çevirmeleri.

Kitap Hakkında Düşüncelerim

Kitabı okuduğunuzda bu kadar da olmaz be diyeceğiniz bir kitap. Adam ne kızını dışarıya yolluyor ne de karısını, misafir geldiğindeyse odalarına yolluyor. Kızını kendi kafasına göre biriyle evlendiriyor ve evlendiği güne kadar ona söylemiyor. Kadınlarda bir akşam yemeğinde çocuğu kadın kılığına sokarak eve sokuyorlar. Gördüğünüz gibi eğer insanı ne kadar kısıtlarsanız ve ne kadar yasaklar koyarsanız arkanızdan iş çevirme oranı o kadar fazla olur. Zaten bu kitaptaki adam da saçma sapan bir sürü kural koyuyor, adamın arkadaşı yeğeninin bile eve gelmesinden rahatsız oluyor. Herkesin okuması ve okuyup ders çıkarması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Eğer tiyatro yazıları okumayı seviyorsanız bu kitabı okurken büyük bir zevk alacağınıza eminim.
Okuduğun için teşekkür ederim, Kendine iyi bak. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.

Paylaş:

8 Nisan 2018 Pazar

Hacı Murat Kitap İncelemesi


Hacı Murat Kitap İncelemesi

Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugünkü İnceleme yazımda Tolstoy’un Hacı Murat kitabını inceleyeceğim.

Kitap Adı: Hacı Murat
Kitap Yazarı: Tolstoy
Sayfa Sayısı: 246
Yayınevi: İletişim Yayınları
Çevirmen: Leyla Soykut

Kitabın Konusu

Ruslara karşı canını dişine takarak savaşmış ve Ruslara karşı zaferler kazanmış Çeçen isyancı Hacı Murat’ın Çeçen’li isyancıların başı olan Şeyh Şamil ile anlaşmazlık yaşadıktan sonra Ruslara geçmesi ve Ruslara “eğer ailemi oradan getirirseniz sizin için savaşırım” teklifini sunar. İlk başta Ruslar ne kadar Hacı Murat’ı hoş karşılasalar da sonradan casus olarak geldiğini düşünerek bir yere kapatırlar. Hacı Murat’ın tek isteği ailesini kurtarmaktır.

Kitap Hakkında Düşüncelerim

Kitabı zevkle okudum, okurken de ustaca bir elden çıktığını anladım ve bundan büyük bir zevk aldım. Kitabı okurken sanki bende Hacı Murat’ın yanındaymışım ve onun dertlerini bende çekmişim gibi ve hatta savaşırken onun yanında bende savaşıyormuşum gibi hissettim. Fakat okuyacaklara şunu söylemeliyim ki bu kitap kurgusaldır. Yani Şeyh Şamil bu kitap da okuduğunuz gibi kötü bir insan değil Ruslarda yine bu kitapta okuyacağınız kadar iyi değil. Sonuçta kitabı yazan Tolstoy bir Rus. Bunu aklınızdan çıkarmadan okumanızı tavsiye ediyorum. Yani gerçek bir hikaye gibi değil de kurgusal bir hikaye gibi okuyun. Eğer kitap okuyarak kendinizi geliştiriyorsanız bu kitabı okumanız gerektiğini düşünüyorum, çünkü bu eser büyük bir eserdir. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.

Paylaş:

Google+

Takip Et

Günün Sözü

Düşüncelerimin doğru olup olmadığından emin değilim fakat onlara güveniyorum; güvenmediğim karanlık yolda gözü kapalı yürüyeceğime, aydınlık ve gözlerim açık bir şekilde inanarak ve güvenerek yürümeyi tercih ederim.

Öne Çıkan Yayın

Ceza ve Sefa

Hayatın ne kadar acımasız olduğunu tekrar bize hatırlatan bu hikayeyi sizlere anlatırken, hikayenin kahramanlarına sadece baş harfleri...

Bu Hafta En Çok Okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Sinan Acar. Blogger tarafından desteklenmektedir.