21 Nisan 2018 Cumartesi

Aşk Öyküsü | Deneme Yazısı


Aşk Öyküsü | Deneme Yazısı

Teknolojinin çok ilerlediği zamanlarda, artık insanlar yemek yapmıyor, onların yerine robotlar yemek yapıyordu. Dünyada çok az sayıda ağaç kalmış ve insanlar bu ağaçları koruyamıyorlardı. İnsanlar sadece ezbere evleniyor, kimse şarkı söylemiyor, hiç kimse ibadet etmiyordu. İnsanlar çalışmak yerine yan gelip yatıyorlardı. Hiç kimse kitap okumuyor, çocuklar dışarıda oyun oynamıyor, gençler toplaşıp gezmiyor, yetişkinler oturup sohbet etmiyorlardı. Şiir yazan, hikaye yazan ve hatta herhangi bir şey yazan bile yoktu. İnsanlar çok cahil ve çalışmadıklarına rağmen yorgun ve bitkindi. Sanat uğruna hiçbir şey yoktu, kısacası insanlar hissetmeyi unutmuştu. Bu tembel, umursamaz, hissetmez insanların arasında üç çok yakın arkadaş vardı; birincisi hafif kısa boylu esmer Zekeriya’ydı, ikincisi de hafif kısa boylu esmer adı ise Nurettin idi, üçüncüsü yani sonuncusu diğer arkadaşlarından uzun beyaz tenli Musa’ydı. Bu üç arkadaş her şeyin olmasa da bazı şeylerin farkındaydı. Düşüncelerini diğer insanlara anlattıklarında ayıplanıyorlar, bir sürü hakarete maruz kalıyorlardı. Aralarından adı Zekeriya olanı bir gün gizlice ağaç dikerken, toprağı eştiğinde üzeri toprakla pislenmiş bir kitap gördü. Bu yaklaşık on, on-beş yıldır görmediği bir şey olan kitabı büyük bir sevinçle ve içindeki sayfalara toprak bulaşmamış olmamasını dileyerek kitabı aldı. Kitabın kapağını eliyle sildi, kitabın adı “Aşk’tı”. Hemen kitabı saklayarak, ağacı dikti. Yoldan geçen insanlar onu görünce koşarak evine gidip odasına kapandı. Kitabı keyifle okudu. Her gün beş-altı kere okuyordu. Kitabın konusu kapağından da anlaşılacak üzere “Aşk” üzerineydi; sevgili aşkı, tanrı aşkı, doğa aşkı, kitap aşkı, yazma aşkı, yemek aşkı, sohbet aşkı, dost aşkı… gibi bir sürü konuyu barındırıyordu. Kitaptaki en sonuncu konu, eğer aşk kaybolsaydı ne olurdu? Soruna cevaben yazılmıştı. Zekeriya bu konuyu her okuduğunda gözünün önüne şu an yaşadığı dünya geliyordu. Aklına bir fikir geldi, arkadaşlarıyla bir buluşma ayarladı. Arkadaşları merak içinde, Zekeriya’nın aklındakileri sordu o da şuna benzer bir şekilde anlattı:” Geçenlerde fidan dikerken bu kitapla karşılaştım. Kitapta bir sürü aşk konusu var ve en sonda ise eğer aşk olmasaydı ne olurdu? Konusu var. Yıllardır şu anki dünyanın neden bu hale geldiğini düşünüp, tartışıp duruyoruz. İşte bu kitap bize söylüyor. Dünyamızın bu şekilde olması aşkın yok oluşundandır. Bugünden sonra bizim görevimiz: aşkı tekrardan canlandırarak, dünyanı eski haline döndürmektir.” Kitabı Nurettin’e verdi, okuduktan sonra Musa’ya vermesini söyledi. Bir hafta sonra, buluşup görev dağılımı yapmaları gerektiğini de ekledi. Böylece bu üç dost Aşk’ın ilkelerinden üçünü gerçekleştirmiş oldu: birincisi muhabbet etmek, ikincisi kitap okumak ve üçüncüsü paylaşmaktı. Ertesi gün, Zekeriya uyandığında çıktı, insanların bazılarının muhabbet ettiklerini gördü. Büyük bir zafer kazanmış gibi büyük bir zaferle tebessüm etti. Kitap okuyan birileri var mı diye merak etti. Koşarak bütün evlere bakındı, fakat kimse kitap okumuyordu. Demek ki daha demin gördüğü muhabbet eden insanlar sadece bir tesadüftü.  Koşmaktan bitap düşmüş bir halde eve gelip yatağına uzandı. Gözlerini kapadığı sırada hemen bir daha açtı. Alt katta oturan komşunun çocuğu sanki bir şey okuyormuş gibi geldi. Yatağından zıpladığı gibi koşarak hemen alt katın kapısına gidip, kapıyı çaldı. Çocuğun annesi kapıyı açtığı anda, Zekeriya hemen içeri daldı, çocuğun odasına koştu, çocuğun odasına girdiğinde derin bir “Oh” çekti. Çocuk kitap okuyordu. Çocuğun annesi telaşla “Ne oldu?” diye sordu. Zekeriya da çocuğun kitap okuduğunu duyduğunu ve çok beğendiği için geldiğini söyledi. Çocuk bir an durduktan sonra “İstersen okuyabilirsin, al” dedi. Zekeriya bir kez daha “Oh” çekti çünkü paylaşmakta, başarılı olmuştu. Çocuğun alnından öptükten sonra hızlıca evine çıktı, zafer kazanmış edasıyla yatağına uzanıp hayaller kurdu. Bir hafta sonra buluştuklarında, Nurettin arkadaşlarının elini sıkıp, sarılarak dünyaya Samimiyet ve Dostluk aşkını kazandırdı. Daha sonra herkes kendisi için hazırladığı yapacaklar listesini okumaya başladı. Musa anlatmaya başladı:” Ben şehrin meydanında saz çalarak insanlara müzik aşkını hatırlatabilirim.  Dedemin, dedesinden kalan tabloları sergileyerek sanat aşkını ve hissetmeyi hatırlatabilirim.” Nurettin devam etti: “Ben fıkralar anlatarak insanlara hem gülmeyi hem de düşünmeyi hatırlatabilirim, şarkı söyleyerek insanlara şarkının ne kadar güzel ve özgür olduğunu hatırlatabilirim. Şehrin dışındaki terkedilmiş hayvanları şehre getirerek insanlara tekrar hayvan sevgisinin ne olduğunu gösteririm. Musa ekledi: “Küçük yeğenlerimi sokakta oyun oynatarak, çocuklara oyunların verdiği zevki ve yetiştiriciliği tekrar kazandırabilirim.” Zekeriya anlatmaya başladı:” Bende öykü, hikaye yazarak yazma aşkını, insanların bilmediği konularda makaleler yazarak öğrenme aşkını, sokaklarda gezip gördüğüm her insana düşünce özgürlüğünü öğreterek özgürlük aşkını dünyaya kazandırabilirim.” Nurettin devam etti:” Ben anneme yemek yaptırarak yemek yapma aşkını ve ev yeme aşkını getirebilirim.” Musa ekledi: “üçümüz birden ibadethaneye giderek ibadet ettikten sonra Tanrı aşkını, ibadet aşkını, güven aşkını, sadakat aşkını, minnet ve şükür aşkını kazandırabiliriz.” Böylece üç arkadaş ertesi gün başladılar işlerini yapmaya böylece birlikte çalışma aşkını da beraberlerinde getirdiler. Her geçen gün dünya daha da güzelleşti. Güneş daha güzel ışıtmaya başladı, içekler açmaya, yeşillik alanlar çoğalmaya başladı hatta insanlar spor yapmaya bile başladı. Diğer aşklar kendiliğinden gelmeye başladı, kelebekler ve arılar çiçekten çiçeğe konmaya başladı. Kocaman gökdelenler yıkılmaya yerine daha küçük fakat daha samimi olan evler yapılmaya başladı. İnsanlar artık sabahları uyanıp kahvaltı yapar, çiçeklerini sular komşularını ziyaret etmeye başladı. Gençler; kitap okur, aralarında tartışır, kendi fikirlerini ve kendi düşüncelerini beyan etmeye başladılar. Okullar tekrar açıldı çocuklar okuma yazma öğrenmeye başladılar. Göl, dere kenarlarında çocuklar ve gençler gezip şarkılar söylemeye başladılar. Kısacası hemen hemen her şey düzeldi, düzelmeye de devam etti. Üç arkadaş tekrar toplanmış; çok önemli, çok yüce bir “Aşk” daha vardı, fakat hiçbirinin aklına gelmiyordu. Zekeriya, Musa’ya en son kitap ona verildiği için kitabın yerini sordu. Musa kitabı kütüphaneye bıraktığını söyledi. Zekeriya kitabı bulmak için kütüphaneye gitme kararı aldı. Yola çıktı, kütüphaneye vardı, içeriye girdi. Kitabı ne kadar arasa da bulamadı. En son umudunu kaybetmiş bir şekilde son defa bakınırken, rafta kitabı görmüş hızlıca koşarak kitabın yanına gidip, kitabı alırken bir kız sesi: “O kitabı çok aradım, eğer mümkünse bana verir misiniz?” dedi. Kızın bu hoş ve rahatlatıcı sesini duyan Zekeriya arkasını döndüğünde kızla göz göze geldi ve kalbi hızlıca atmaya başladı, aynı şekilde kızında kalbi hızlıca atmaya başladı. Uzun süre bakıştıktan sonra Zekeriya kıza ilk görüşte aşık olduğunu itiraf etti. Kızda onunla aynı fikirde olduğu için yani Zekeriya’ya aşık olduğu için en önemli aşkı da dünyaya kazandırdılar. Dışarıda bir yerde oturup sohbet etmeye başladılar. Zekeriya, kıza o kitabı neden uzun süredir aradığı sordu, kız da başladı anlatmaya: “Babam bu dünyayı şuan ki haline bu kitap sayesinde başarabileceğine inanıyordu. Fakat kanser oldu ve çok fazla yaşayamayacağı için bu kitabı bana verdi ve ben başaramadım ama sen başaracaksın kızım dedi. Fakat babam öldükten sonra Annem kitabı dışarıya fırlattı, tam kitabı alacakken sokak hayvanlarından biri kitabı ağzına alıp kaçtı.” Zekeriya o kitabın oraya nasıl geldiğini şimdi anladı. Kızı eve bırakmak istedi, kız kabul etti. Kızı evinin kapısına kadar götürdü, kız eve girmeden önce Zekeriya’ya sımsıkı sarıldı, işte o zaman yaklaşık on beş senedir yağmayan yağmur yağmaya başladı. İki aşık, Tanrının aşk ile yağdırdığı bu yağmurun altında sırılsıklam oldular. Kız eve girdi, Zekeriya yağmurun tadını çıkara çıkara sevgilisini düşüne düşüne eve gitti.
Bu arada kızın adı “Aşk’tı.”

Okuduğun için teşekkürler, kendine iyi bak.
Aşk ile kal… (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.)
EleştirmenAdam.

Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Google+

Takip Et

Günün Sözü

Yemek bedenin, açlık ruhun gıdasıdır.

Öne Çıkan Yayın

Ara Veriyorum

Merhaba ben Sinan Acar. Liseden bu sene mezun oldum ve meslek lisesi okuduğum için gerek okul ve gerek staj yaparken üniversite sınavı...

Bu Hafta En Çok Okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Sinan Acar. Blogger tarafından desteklenmektedir.