25 Nisan 2018 Çarşamba

Ceza ve Sefa


Ceza ve Sefa  - EleştirmenAdam

Hayatın ne kadar acımasız olduğunu tekrar bize hatırlatan bu hikayeyi sizlere anlatırken, hikayenin kahramanlarına sadece baş harfleriyle hitap edeceğim.
Öğlen olmuştu. Herkes işine gitmiş veya alışverişe, gezmeye gitmişken A. Halen daha uyuyordu. Karısı C. Onu uyandırmak için odasına girdi “A.! Uyan artık öğlen oldu sabahtan beri senin uyanmanı bekliyoruz. Açlıktan öleceğiz.” A. Gözlerini hafif araladı, eliyle git dermişçesine bir hareket yapıp arkasına döndü. Karısı “Kalk be lanet adam kalk, seninle evlendiğim güne lanet olsun. Çocuk açlıktan ölecek, senden korkusuna sen gelmeden başlamıyor yemek yemeğe, kalk!” A. Çok sinirlenmiş bir şekilde yatağından kalkarak karısına tokat vurdu “Sus be aşağılık kadın, sus! Git diyorum anlamıyor musun? Çocuğuna da sana da başlayacam şimdi.” Diyerek karısına bir tokat daha attı. Karısının, narin ve güçsüz vücudu yere düştü. Yerdeyken bir yandan da ağlayarak “ne demek çocuğun, o senin de çocuğun” dedi. A. Hiçbir şey demeden tuvalete gitti. A. Tuvalete gitmişken, bende size A’nın karısı C’yi anlatayım: orta düzey ahlaklı, çocuklarına çok değer veren bir ailenin kızı. Liseye yeni başlamışken o zamanlarda yirmi yaşında olan A’ya   kanıp kaçmışlar, çocuk aklı işte ne kadar kızsan da fayda etmez. Kızları kaçtığında ailesi perişan olmuş, annesinin gözünün biri ağlamaktan kör olmuş, ama kız inadından geri dönmemiş. O zaman ailesi tek çareyi evlendirmek olarak görmüş ve evlendirmişler, A. ile C’yi. A. çok zengin bir ailenin çocuğu olduğu için evi, arabası kısacası her şeyi varmış. İlk ay güzel güzel geçinmişler daha sonraları A. C’yi azarlamaya başlamış, ikinci ayda ise dövmeye başlamış. Saçma sapan nedenlerden bile dövüyormuş, mesela neden gözümün içine bakmıyorsun, neden bu böyle neden şu şöyle gibi boş meselelerden. Ailesinin ısrarlarına rağmen dönmeyen C. bu sefer eve dönmek istese de ailesinin yüzüne bakmaya utandığından dönememiş. A. çocuğunu bile zorla yapmış, karısını döverek, eziyet ederek… C. çocuğunu ilk zamanlar aldırmak istese de aldıramamış. Çocuk bir yaşına bastığından beri A. çocuğunu hep dövmüş, bu yüzden kendi çocuğu bile ondan nefret etmiş. C’nin kısaca hayatı buydu. Şimdi onun güzelliğine gelelim: C. kumral saçlı, beyaz tenli, orta boylu, inci dişli, düzgün burunlu, güldüğünde dünyayı cennet bahçesine çeviren, güzellerinde güzeli, masum bir kadın. Onun güzelliği anlatılmakla bitmez fakat daha fazla anlatmayayım çünkü A. tuvaletten çıktı. Bu sırada C. ayağa kalkıp odadan çıkmıştı, göz yaşlarını ve yüzündeki, tokattan kaynaklanan kızarıklığı saklayarak yemeği hazırladı. O sırada A. sofraya oturarak “bir saattir çağırıyorsun salak kadın, halen daha yemeği hazırlamadın mı?” diye sesi yüksek bir şekilde sorunca çocuk ona diyor sanıp korkudan sıçradı. A. hafif gülümsedi. C. cevap vermedi, sofrayı hazırladı. Yemeyi yiyip hep beraber kalktılar. Çocuk kalkarken sandalyeyi yere sürtüp ses çıkarttığı için, A. çocuğun kafasına vurup “bir şeyi beceremiyorsun salak!” diyerek kızdı, çocuk koşarak odasına çıkıp sessizce ağlamaya başladı. Çocuğu öyle bir hale getirmişti ki iltifat etse -ki hiçbir zaman etmez- çocuk ağlamaya başlardı. A. odasına gidip üstünü değiştirirken “C. buraya gel çabuk!” diye bağırdı. Elindeki işi gücü bırakıp, A. kızmasın diye, o küçük narin ayaklarıyla merdiveni parmak uçlarında hızlı hızlı çıktı.  Odaya girdi “Efendim, ne oldu? “Dedi.  A. “Benim lacivert kareli gömleğim nerede?” diye soruyla cevapladı. “Dün yıkamam için bana verdin ya, bende yıkadım. Dışarıda kuruyor.” A. bu cevap üzerine “Bir günde nasıl kurumaz bir gömlek salak kadın?” C. “Bana bir daha hakaret edersen, evden kaçarım bir daha gelmem” dedi       . Bu sözü ne kadar söylese de çocuğunu bırakıp hiçbir yere gidemeyeceğini kendi de biliyordu. Fakat bu söz A’yı o kadar sinirlendirdi ki C’nin o cennetten bakıyormuş gibi bakan gözüne yumruk attı, o kadar sert atmış olmalı ki C. yere yığılıp kaldı. A’nın umurunda bile olmadı, üstünü giyinip dışarıya çıktı. C. bir iki saat sonra gözlerini açtı, eliyle başını okşadı. Ayağa kalktı ve aynaya baktı, gözündeki morluğu görünce, koşup odasının kapısını kapattı. Bağırarak, çığlık atarak ağlamaya başladı. Yüzündeki morluk kusur gibi görünse de güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Bir damla göz yaşına dahi ölünecek kadın, şimdi şelale gibi sesli ve sesli ve hiddetli bir şekilde ağlıyordu. Eğer C’nin her bir damla göz yaşı için bir insan ölseydi, emin olun dünyada insan kalmazdı. Neden bu kadar masum, narin, güzel, uğruna bir saniye bile düşünülmeden ölünecek kadınlar; gaddar, ahlaksız, edepsiz, cahil ve salak adamlarla evleniyorlardı sanki. Yastığıyla yüzünü kapatarak ağlamaktan yastık sırılsıklam olmuştu ki uykuya daldı. Uzun süre sonra bir sesle gözlerini açtı “yine o lanet adam mı geldi? Allah’ım o adamın bir daha yanıma yanaşmasına izin verme” diyerek yavaşça yataktan kalktı ve pencereye yürüdü, perdeyi hafif aralayarak baktı. Hiç kimse görünmüyordu. Pencereyi açtı, aşağı baktı, çocuğu yerde yatıyordu. Yukarıdan doğru uyku sersemliğiyle ve yumruğun getirdiği baş ağrısıyla ona seslendi “Oğlum kalksana yerde neden yatıyorsun?” dedi. Fakat çocukta hiçbir kıpırdama yoktu. Hemen koşarak aşağı indi, çocuğunun kafasından tutup kaldırmaya çalıştı, o sırada elinin ıslandığını fark etti, eline baktığında eli kan olmuştu, çocuğunun kafasına bakı içeriye doğru göçük bir şekilde kanıyordu. Bütün gücüyle bağırarak yardım istedi, duyan herkes geldi. C. “onun yüzünden öldü, bu çocuğu O, bu hale getirdi.” Gibi sözlerle bağırıyordu. Komşular onu sakinleştirmeye çalışıyordu, bir yandan telefonla ambulansı aradılar. Mahalledeki insanlar buradaydı, bir kişi eksikti o da çocuğun babası, C’nin sözde kocası A.  yoktu, o, pavyona gitmiş eğleniyordu. C’nin “Geberir inşallah da bir daha yüzünü görmem” dediği anda kulağı çınladı. Kulağını serçe parmağıyla karıştırarak eğlenmeye devam etti. Bir gün sonra cenaze işlemleri başladı, çocuğu gömerlerken C. insanlara çocuğunun yaşadığını gömmemelerini yalvar yakar söylediği için ve çocuğunu gömenlere engel olduğu için önce sakinleştirici verdiler daha sonrada akli dengesini kaybettiğini anladıklarında akıl hastanesine yatırdılar. Bir ay sonra A. vücudunda çıkan çeşitli yaralardan dolayı hastaneye gitti ve HIV virüsüne yakalandığını öğrendi, hastaneye çok geç geldiğin için kurtulma şansı yoktu. Her gece tanımadığı, güvenmediği hayat kadınlarıyla birlikte olduğu için normaldi. O kötü gün yani A’nın çocuğunun öldüğü günden beri eve gitmiyordu. Arkadaşlarından çocuğunun öldüğünü, karısının da akıl hastanesine yatırıldığını öğrendiğinde umurunda bile olmamıştı. İki ay sonra zil zurna sarhoş olup A. son kez geneleve gitti. Hiçbir kadın, A’nın iğrenç yaralarını -HIV virüsünden sonra çıkan yaralar-  gördüğünden dolayı onunla olmak istemedi. O günün gecesinde gözleri bulanıp, karnında bulantı, adımlarında aksaklı yürüyordu. Ayaklarında derman kalmayınca kendini ıssız bir sokağa attı ve kusmak için gittiği çöplükte yığılı kaldı. Issız bir çöplükte, vücudu çöplükten daha çok çürümüş ve daha çok kokmuş bir şekilde can verdi. Bir sene sonra C. iyileşti, K. adında bir adamla evlendi. Bir kız çocukları oldu ismini İ. koydular. K’nin C’ye o kadar iyi bakıyordu ki gören herkes kıskanırdı. K. C’ye her gün iltifatlar ediyordu, her ay ona hediyeler alıyordu. K. kızına da çok değer veriyordu. K. ile karısı C. kızlarına çok iyi terbiye ve ahlakla büyüttüler. C. o kadar mutluydu ki sanki cehennemde cezasını çekmişte şimdi cennette sefasını çekiyordu.

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
benim için değerlisin, kendine değer ver.
Görüşmek üzere… (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.)
EleştirmenAdam.

Paylaş:

2 yorum:

  1. Size ulaşabileceğim bir mail adresi yazar mısınız ? veya sinanacar14654@gmail.com adresine mail atarsanız sevinirim. Gönüllü yazarlık adlı bir projeye sizi de dahil etmek isterim.

    Teşekkür ederim alakanız için. Fakat ben kendim yazı yazmıyorum. Sadece yorum olarak. Bunun dışında okuduğum kitaplardan alıntı yapıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nasıl yazılar yazdığınızı biliyorum ve yazılarınız yararlı olduğu için size mesaj yolladım. Eğer katılmak isterseniz mail adresime mesaj atabilirsiniz.

      Sil

Google+

Takip Et

Günün Sözü

Yemek bedenin, açlık ruhun gıdasıdır.

Öne Çıkan Yayın

Gitsen Uzaklara - Şiir

Gitsen uzaklara Hasretinden yanar mıyım? Yüzüme konuşsan Yalanlarına kanar mıyım? Gelmesen hiçbir zaman Yalnızlıktan ağlar mıy...

Bu Hafta En Çok Okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Sinan Acar. Blogger tarafından desteklenmektedir.