15 Haziran 2018 Cuma

İki Farklı Hayat Bölüm:2


İki Farklı Hayat Bölüm:2

Birinci Bölümü Okumak İçin: TIKLA

Mert’in Gözünden

Sabah uyandığınız için nefret edeceğiniz, yumuşak ve rahat yatağımda uyandım. Saat on ikiye kurduğum alarmı kapattım. Kalktım, lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Kahvaltıya inip “ne ararsan var” denebilecek bir sofrada kahvaltımı yaptım. Odama gittim, tertemiz kokan, yumuşacık kıyafetlerimi giydim. Dışarıya çıkıp spor araba bindim. Her sabah gidip içkimi yudumlarken, düşündüğüm deniz kenarına giderken, yolda durup biralarımı aldım. Deniz kenarına geldiğimde arabamdan inip kumsala oturdum. Birinci biramı açıp yudumlamaya başladım. Ne kadar zengin olsam da hayattan bir zevk alamıyorum. Müzik dinlerken, bir resme bakarken, bir kitap okurken ne hissedebiliyorum ne de zevk alabiliyorum. Hatta şu an yaptığım bu muhteşem ötesi serin dalgalara bakarken, biramı yudumlarken bile zevk alamıyorum. Sadece alışkanlık haline geldiği için yapıyorum. Alışkanlık haline gelen her şey zevkini kaybeder bence, evlilikte öyle değil midir? Sevgiliyken öpüp okşarken alınan zevk evlenip bir alışkanlık haline gelince zevk vermez. Ben sevmediğim biriyle evliyim. Her sabah uyandığımda, sevdiğim kadını görmek yerine onu görmek acı veriyor bana. Bana sorabilirsiniz madem sevmiyordun neden evlendin diye.  Babam daha zengin olmak için zengin bir ailenin kızıyla evlendirdi. Büyük ihtimal kızın babası da daha zengin olmak için zengin bir ailenin oğluyla yani benle evlendirdi kızını. Karşı çıktığımda ise beni evlatlıktan reddedeceğini söyledi, sanki onun evladıymışım gibi… Geçenlerde konuşurlarken duydum, ben yetimhaneden evlatlık olarak alınmışım. Bir de ikizim varmış, gerçek ailem ikizimle beni bakamayacağı için beni yetimhaneye vermiş. Keşke benim yerime, ikizimi verselermiş diye düşünüyorum bazen, sonrada bu zengin ama huzursuz ve mutsuz hayatı kimsenin hak etmediğini düşünüyorum. Şimdi ki gerçek olmayan ailem yüzünden birçok partiye katılmak zorunda kalıyorum. O partilerde o kadar şımartılmış, o kadar ahlaksız ve o kadar cahil insanlar var ki o partilere her katıldığımda bu hayatı kendime layık görmüyorum ve bir an önce ölmek istiyorum. Hayallerim; huzurlu, ailesine yetecek kadar para kazanan, sevdiğiyle evli, içi samimiyet ve kitaplarla dolu bir evde yaşamak fakat bu imkansız gibi bir şey benim için. Diğer insanlar gibi parayla ulaşılabilecek hayaller kurmak istiyorum, parayla yapılabilecek her şey elimin alıntında olduğu için bu hayallere çok uzağım. Zengin olmak istiyorlar, zenginlik eğer buysa bırak kalsın. Ben fakir ama samimi, sevgiyle dolu ve huzurlu bir ailede ölmeyi tercih ederdim. Ne kadar zengin olursan ol güneşi satın alamazsın, ne kadar zengin olursan ol eğer hissetmiyorsan yıldızlara bakarken zevk alamazsın. Bu kaderi yaşamayı ben seçmedim. Tanrı bana seçme hakkını tanımadı ve bu kaderi bana vererek düpedüz beni cezalandırdı. Çocukluğumu bile doğru düzgün yaşayamadım. Ne başkasının bahçesindeki meyveye dalarken sahibinin çıkmasıyla yaşanan heyecanı tattım ne de dışarıda dostça oynanan oyunları oynadım. Hissetmediğim, anlamadığım piyanoyu bana öğretmeye çalışarak adeta ceza verdiler. Son biramı da içip şişeleri denize fırlattım. İstemediğim bu hayatı yaşamak ve birazda kafamın olmasından kaynaklanıyor, çok sinirlendim. Arabama bindim, son bir defa çocukluğumdan beri uğramadığım camiye affedilmek için dua etmeye gittim. Şadırvanda, üstü başı yırtık dilenci görünümlü, hemen hemen benle yaşıt gibi görünen fakat yaşadığı hayat yüzünden yüzü katılaşmış bir çocuk oturuyordu. Bir şeyler düşünüyor olacak ki abdest almak için yanına gidip oturduğumda, dönüp bakmadı bile. Oturan çocuğun yüzüne baktığımda içim ısındı, sanki kendimi görmüşüm gibi oldum. Abdestimi alıp camiye girdim. Dua edip çıktım. Geldiğimde gördüğüm çocuk hala aynı yerde oturmuş düşünüyordu. Sigara yaktım, çocuğun arkasından geçip arabama doğru yürüdüm. Sigaram tam bitmemesine rağmen attım. Arabama binip oradan uzaklaştım. Giderken karımı arayıp bugün eve gelmeyeceğimi söyleyecektim, telefonu çıkartmak için elimi cebime attığımda telefonun cebimde olmadığını fark ettim. Hemen geri dönüp camiye doğru sürdüm. Acelem olmamasına rağmen çok hızlı sürüyordum. Camiye çok yaklaşmıştım ki önüme biri atladı, üstü başı yırtık biri, bu kişi caminin şadırvanında gördüğüm çocuktu. Frene basacak vakit bile bulamadım. Önce çocuğa sonrada demir bariyerlere çarptım.

Ali’nin vücudunda kırılmadık kemik kalmadığı için direkt öldü. Mert ise iki gün yoğun bakımda kaldıktan sonra hayata gözlerini yumdu…

Bayramınız Mübarek Olsun...



Okuduğun için teşekkür ederim, kimsenin seni üzmesine izin verme.
Seni üzenlerden uzak dur, ben her zaman yanındayım. 
EleştirmenAdam.
Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Google+

Takip Et

Günün Sözü

Yemek bedenin, açlık ruhun gıdasıdır.

Öne Çıkan Yayın

İhtimal Ki - Şiir

İhtimal ki şu an aynı anda Gökyüzüne bakıyoruz; İhtimal ki aynı anda Kuşlara selam veriyoruz; İhtimal ki aynı Türküyü Dinliyor...

Bu Hafta En Çok Okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Sinan Acar. Blogger tarafından desteklenmektedir.