14 Haziran 2018 Perşembe

İki Farklı Hayat


İki Farklı Hayat

Fakir bir ailede doğan ikiz kardeşler Ali ve Mert, ailesi tarafından ikisine birden bakılamayacağı için Mert’i kimsesizler yurduna bırakırlar. Mert’i kimsesizler yurdundan bir zengin karı-koca evlatlık alır. İkizler yirmi beş yaşına gelirler.

Ali’nin Gözünden

Her sabah uyandığımda bu pis kokuyu içime çekiyorum ve her sabah bu pislik evde uyandığım için lanet ediyorum. Yorganım da kim bilir kaç tane yama var. Yatağın sözde yayları sırtıma batıyor, o kadar acıtıyor ki tarif edilemez fakat hayatın bana vurduğu tokattan az diyebilirim. Yastığımı yüzüme kapatıyorum, yastık o kadar yağlı ve o kadar pis kokuyor ki, bin bir acı çekerek yastığı yataktan aşağı atıyorum. Yataktan kalkarken zorlanıyorum. Yatağın ortası içeriye çöktüğünden kalkarken çok enerji harcıyorum. Kalkıp evden tek çalışan şeye saate bakıyorum saat iki, lavaboya gidiyorum, suyu açıyorum, su toprak renginde akıyor. Yüzümü bu suyla yıkıyorum, yüzüm daha çok pisleniyor. Havluyu alıp yüzümü siliyorum, havlu o kadar pislenmiş ki ipliklerin aralarına toprak dolmuş. Tekrar odama giriyorum. Terden dolayı leş denecek kadar kokan penyeyi sırtıma geçiriyorum, yırtıklar içinde olan pantolonumu giyiyorum. Allah’a şükürler olsun ki yırtık pantolon ve penye moda olduğundan rahatça gezebiliyorum. Çorap alıp yatağa oturuyorum. Çorap o kadar terlemiş ve kirlenmiş ki beton gibi semsert olmuş. Bunları neden yıkamadın diye anneme kızamıyorum, çünkü annem bu pislik içinde hastalandı, ayağa kalkamıyor. Babamsa hiçbir işte çalışmıyor. Bu yaşa kadar beni nasıl büyüttüler anlam veremiyorum. Mutfağa geçip dolabı açıyorum, içi bomboş, aslında içi dolu olsa da dolap çalışmadığı için içindekiler dayanamıyor bozuluyor. Mutfaktan çıkıyorum, evin dış kapısına doğru yürüyorum. Ayakkabılarımı giyiyorum, tabi bunlara ayakkabı denebilirse, kimse uyanmasın diye kapıyı sessizce açıp çıkıyorum. Caminin şadırvanına gidip elimi, yüzümü yıkıyorum. Su içerek karnımı doyurmaya çalışıyorum ama nafile, karınım daha çok guruldamasına neden oluyor. Kendimi bildiğim bileli böyle monotonlukta yaşıyorum, hayatımda ne bir değişikli oluyor ne de başka bir şey. Hayalet gibi yaşıyorum, kimse benim farkımda değil, sanki karşılarındayken beni görmüyorlar gibi. İnsanlar teknoloji çağında yaşarken ben taş devrinde yaşıyorum. Benim yaşımdakiler kafelerde oyun oynarken, dünyada ise hayat bana oyun oynuyor. Bir gün bile olsa okuldan çıkıp, servisimle evime bırakıp eve geldiğimde annemin yemeği hazırlamış olduğunu görseydim bu hayattan daha ne isterdim? Ama nerede… okul terk, sevisi bırak don alacak param yok, anne desen hasta. Bu yaşıma kadar hiç sevgilim olmadı, sevgili olmayı bırak kız arkadaşım bile olmadı. Doğrusu erkek arkadaşımda olmadı ama onu şimdi bir tarafa bırakalım. Hiçbir kızın ellerinden öpemedim, gözlerinden öpemedim. Hiçbir kızı sanki benimmiş gibi hissedemedim. Aşk nasıl bir şey hiçbir zaman öğrenemedim. Gökte bütün asilliğiyle ışık ve ası saçan Güneş hiç benim için doğmadı. Geceleri gökyüzünde “Bana bakın!” der gibi parlayan yıldızların hiçbiri benim olmadı. Çok şükür hayal bedava fakat kırılınca bedelini kendim bile ödeyemiyorum. Evcil hayvanım hiç olmadı, aldım ama hepsi öldü. Daha kendimi doyuramazken hayvan doyurmaya çalışırsan böyle olur. Derdime içemiyorum bile, içki alacak param yok. Bazen… Hatta çoğu zaman hayat o kadar dayanılmaz oluyor ki bunu sigara içerek bastırmak istiyorum ama ne para neden pul var, çakmak bile alamıyorum. İnsanların yere attıkları sönmemiş izmaritleri içiyorum, sönmüşleri tekrar yakamadığım için ve başkasına da bitmiş bir izmariti yaktırmaktan utandığım için almıyorum. Dünyaya ne bir katkım var ne bir faydam. Dünyaya tek katkım toprağa gömüldükten sonra vücudumun gübre olmasıdır. Yoldan geçen sevgililere bakıyorum, ne kadar hayattan umutlular, hayatı seviyorlar. Sevmek için bir nedenleri var. Babaları ve çocuklarını görüyorum. Onlarda çok mutlu, çocuğun elinde abur cubur eve gidiyorlar. Hayat bana hiç gülmedi, ben güldüğümde ise yaramaz bir çocukmuşum gibi beni susturdu. Camiden zengin bir adam çıktı. Galiba yanımda abdest alıp camiye giren adamdı. Yanımda abdest alırken dönüp bakmamıştım. Bu adama baktığımda içim ısındı birden. Farklı duygulara kapıldım, daha önce hiç bilmediğim duygular. Bereket versin zengin adam sigarasını yarıda attı. Kalktım sigarasını aldım. Tekrar oturup sigarayı yavaş yavaş keyiflice içtim. Ayağa kalktım yürümeye başladım, bugün şanslı günümdeyim sanırım, yerde yanmakta olan bir sigara daha gördüm, aldım bir yandan yürürken onu da tüttürmeye başladım. Bugün anlamıştım dünyanın yaşamaya değer bir yer olmadığını, en azından bana öyleydi. Hem böylesi daha iyi anneme ve babama daha fazla yük olmam, daha fazla acı çekmem ve hayata daha fazla lanet etmem artık. Bir kız tarafından sevilmeden, bu dünyadan gitmek en çok beni üzen şeylerden biri. Üzerimdekilerden başka bir giysim olmadığı için bu dünyadan çekip gitmek için hazırlanmama gerek yok. Sigaramdan son dumanı çekip attım, lüks bir arabanın önüne kendimi bıraktım.

Hikaye 2 bölümden oluşmaktadır.
Diğer Bölümü Okumak İçin: TIKLA

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
Benim için değerlisin, kendine değer ver. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.

Paylaş:

2 yorum:

Google+

Takip Et

Günün Sözü

Yemek bedenin, açlık ruhun gıdasıdır.

Öne Çıkan Yayın

Uyan Türk - Şiir

Hey koca Türk uyan! Kardeşlerine zulüm ediyorlar, Yok mu duyan? Kanından Olanlara işkence var; Uyan! Ey büyük Türk uyan! Sen ...

Bu Hafta En Çok Okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Sinan Acar. Blogger tarafından desteklenmektedir.